HAİNLERİN 15 TEMMUZ KALKIŞMASIDA UZUN VADEDE HEDEFLERİ TÜRKİYEYİ PARÇALAMAKTI!
20 Temmuz Pazartesi’den devam.
Ruhlarını 1 Dolara emperyalistlere satan din ve vatan düşmanlarının en büyük yanılgıları materyalist düşünceleri oldu.
Görünürde Müslümanlığı savunan olarak görülmesine rağmen aslında Darvin in fikirleri ile Müslümanların arasına fitne sokarak kendi emperyal emellerine ulaşmak için kendilerini kullananları gibi hesapların üstünde en yüksek hesap sahibini hesaba katmadılar.
BÖĞÜRCÜ’NÜN ANLATMASINA KADAR MİLLETİN KAHIR EKSERSİ GİBİ BENDE BUNLARIN HAİNLEKLERİNİ VE BUNUNLA ÜLKEMİZİN İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIYLA İŞBİRLİĞİNİ BİLMİYORDUM
Bu düşüncenin sahipleri külli iradenin sahibi Ulu Mabudumuzun bu iradelerin üstündeki en üst iradeyle iradesiyle milletimize dinimizden gelen imanlarıyla cesaret vereceğini hesaplayamadılar.
İçleri başka dışları başka olan hainler Hakkın kendilerinin kalplerine korku salıp panikleterek kalkışmayı diğerlerinin aksine akşama alacaklarını da hesaplayamadılar .
Hainlerin Mabudumuz tarafından kalplerine salınan korkuyla paniklemeleriyle milletimizin imanlı sinesinde yerle yeksan olan 15 Temmuz alçak kakışmasından uzun zaman önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinde korumaları içinde bulunan Aksaray’ın eski İl Emniyet Müdürü’nün anlatmasına kadar bunların bu kadar hain olduklarını milyonlarca kişi gibi bende bilmiyordum.
“FETO’CULAR PKK’LILARLA BİRLİKTE BİZE SALDIRMAK İSTEDİLER”
Müdür Bey ” Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Beyaz saraya giderken Fetö’cüler PKK’ cılarla birlikte bizi protesto etmenin yanında fili olarak ta bize saldırmak istediler.” demesinden itibaren bunların ülkemiz için ne kadar tehlikeli olduklarını idrak ettim.
Rabbime şükürler olsun ki başarılı olamadılar, olsalardı Türkiye’yi perişan edecekleri kesindi.
DÖNEMİN SOMUT ARAŞTIRMALARI KORKUMUZU TEYİT EDİYOR!
Bu konuda Kriter dergisinin 5. Yılındaki 2020 yılının Temmuz -Ağustos ayları nüshası 48. Sayısında meslektaşımız Hüseyin Aydın Beyin kalem aldığı yazıda verilen bigide”15 Temmuz Darbe Girişimi Başarılı Olsaydı!” başlıklı yazıda;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Fetullah Gülen’in emrine verilmek ve onun vekaletiyle başka devletlerin uydusuna dönüştürülmek isteniyordu.
Böylelikle Türkiye, kısa vadede başta Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz olmak üzere dışardaki tüm pozisyonlarından vazgeçecek, orta vadede ise kendi iç sorunlarıyla paramparça edilerek tarih sahnesinden silinecekti.
15 Temmuz darbe girişimi, iyi planlanmış bir darbe girişimi idi.
Planlandığı gibi ve planlandığı saatte icra edilebilseydi(ki Mevla’mıza şükürler olsun edilemedi) bugün çok farklı bir Türkiye’yi konuşuyor olacaktık.
Darbe girişiminin başarılı olması halinde nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımız hususunda fikir verebilecek bir kısım belgeler, dava dosyalarına yansımıştı.
Bununla birlikte Sıkıyönetim Direktifi ve ekleri, bu konuda esas alınabilecek en önemli belge niteliğini hala muhafaza etmektedir.
Sıkıyönetim Direktifi ve ekleri, 15 Temmuz Cuma günü saat 22.15’te Genelkurmay Başkanlığı MEDAS sistemi üzerinden tüm birliklere gönderilmişti.
Direktifin imza kısmında Yurtta Sulh Konseyi Başkanı ibaresi, kaleme alanın imza bloku altında General Amiral Şube Müdürü Kurmay Albay Cemil Turhan, müsaade eden imza bloku altında ise Personel Başkanı Tuğgeneral Mehmet Partigöç’ün adı bulunmaktaydı.
Tuğgeneral Partigöç, darbeye hazırlık faaliyetleri kapsamında örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) imamı Adil Öksüz ile yakın çalışan bir isimdi.
TIPKI İNANLARA TÜRKİYEDE ON YILLARCA YAPTIKLARI ZULMÜ ORTAK DEĞER ATATÜRK’ÜN ARDINA SAKLANANLAR GİBİ ATATÜRKÇÜ DARBE GİBİ GÖSTERECEKLERDİ
Darbe girişimi Fetullah’çı bir darbe girişimiydi ama Atatürkçü bir darbe girişimi olarak duyurulmuştu.
Önceki darbelerde ve darbe girişimlerinde var olan retorik, 15 Temmuz darbe girişiminde de muhafaza edilmişti.
Fetullahçı subaylar, geçmiş darbelerdeki darbeci geleneği tevarüs ederek örgüt ideolojisiyle bir sentez oluşturmuşlardı.
Sıkıyönetim Direktifinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Atatürk’ün emaneti ve armağanı olan Cumhuriyetin kurucu unsuru olduğu ifade edildikten sonra darbenin “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi ışığında icra edildiği ifade edilmişti.
Bu ilke, gece boyunca darbe girişiminin sihirli parolası olarak kabul edilecek, bu parolayı telaffuz eden herkese bütün kapılar açılacaktı.
İlginçtir ki “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi, 1960 ve 1980 darbelerinde de özellikle zikredilen bir ilkeydi.” diye belirtiliyor.
Bugün hedefleri Türkiye’yi emperyalistlerin emriyle parçalayıp yok etmek olan bu hain darbeyi yapanların planlarına Hakkın izni ile O yüce rıza için Çarşamba günü kaldığı yerden devam edeceğim.
Ülkemizin kıyamete kadar birlik ve dirliğini muhafazasına katkı için takip edilmesi ve ettirilmesi dileğiyle. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Devamı Çarşamba’ya.
(*) Bu günkü yazımın üçüncü ara başlığına kadar ve parantez içinde yazılanlar bana ait olup, bunların dışındakileri “https://kriterdergi.com/dosya-4-yilinda-15-temmuz/15-temmuz-darbe-girisimi-basarili-olsaydi” da