Tarih Hafızadır, İsimlerle Oynanamaz
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni müfredat düzenlemelerine dair yaptığı açıklamalar ve özellikle "Kurtuluş Savaşı" kavramının kitaplardan çıkarılmasına yönelik kurduğu cümleler, toplumun geniş kesimlerinde derin bir kırgınlık ve üzüntü yaratmıştır. Sayın Bakan’ın, adlandırma değişikliğini savunurken sarf ettiği "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı" sözleri, yalnızca pedagojik bir sadeleşme iddiasının ötesine geçerek, bu toprakların var oluş mücadelesine yönelik talihsiz bir bakış açısını gözler önüne sermiştir.
Neyden mi Kurtulduk?
Bir ülkenin Milli Eğitim Bakanı’na, bu milletin evlatlarının neyden kurtulduğunu hatırlatmak zorunda kalmak bile başlı başına hüzün vericidir. Hafızamızı tazeleyelim:
İşgal Altındaki Bir Vatan: Mondros ve Sevr ile paramparça edilmiş; İstanbul’u İngilizlerin, İzmir’i Yunanların, güneyi Fransız ve İtalyanların çiğnediği bir coğrafyadan kurtulduk.
Tutsaklık Zinciri: Saltanatın ve payitahtın işgal güçlerine karşı çaresiz kaldığı, milletin ise kendi kaderini eline alarak küllerinden doğduğu bir dönemi yaşadık.
Yok Olma Tehdidi: Türk milletini Anadolu’dan kazıyıp atmak isteyen emperyalist planlardan, kanla ve canla yapılan o topyekûn direniş sayesinde "kurtulduk".
Tarihsel Devamlılık Çatışma Değildir
"Milli Mücadele" ve "Kurtuluş Savaşı" kavramları birbirinin alternatifi veya düşmanı değildir; aksine birbirini tamamlayan, o şanlı dönemin ruhunu yansıtan ifadelerdir. Osmanlı İmparatorluğu bizim tarihimizdir, gururumuzdur. Ancak imparatorluğun fiilen ve resmen çöktüğü, topraklarının paylaşıldığı o karanlık dönemde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen mücadele tam anlamıyla bir "kurtuluş" mücadelesidir.
"Osmanlı’yı yüceltmek için Cumhuriyet’in kurucu değerlerini ve o büyük kurtuluş hamlesini hafifletmeye çalışmak, bu ülkenin geleceğine yapılabilecek en büyük kötülüktür."
Eğitimde "Bilişsel Yük" Bu Değildir
Bakanlığın müfredattaki "bilişsel yükü" azaltma gerekçesi, bir milletin bağımsızlık simgesi haline gelmiş kavramları feda etmeyi haklı çıkaramaz. Çocuklarımızın zihni, vatanı kurtaran o büyük iradenin adını öğrenmekle yorulmaz; aksine o isimlerle gurur duyar, milli şuur kazanır.
Tarih, siyasi ajandalarla veya ideolojik kelime oyunlarıyla yeniden yazılamayacak kadar köklü bir gerçektir. Toplumda infial yaratan bu tür açıklamalar yerine, geleceğimizin teminatı olan çocuklara bu vatanın hangi bedeller ödenerek kurtarıldığını eksiksiz ve en güçlü kelimelerle anlatmak Milli Eğitim’in asli görevi olmalıdır. Kendi tarihinin adından imtina eden bir sistem, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştiremez.