Girne açıklarında alabora olan ve can kayıplarıyla yüreğimizi dağlayan feribot faciası, Akdeniz’in Mavi Vatan’a çizdiği derin bir acı haritasıdır. Bir yanda ailelerin gözyaşları, yürütülen hummalı arama-kurtarma çalışmaları ve ilan edilen ulusal yas var. Diğer yanda ise insanlığın, siyasi hırslar ve milliyetçi hezeyanlar uğruna ne kadar kolay feda edilebildiğini gösteren utanç verici bir tablo.  Kaza haberinin hemen ardından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi kanadındaki ELAM mensubu ırkçı bir siyasetçinin ve aşırı sağcı çevrelerin sosyal medyada saçtığı nefret söylemleri, felaketin acısından daha hızlı yayıldı. Hayatını kaybeden veya dalgaların arasında kaybolan masum insanların kimliklerine bakıp "Üzülmeyin, hepsi Türk'tü" diyebilecek kadar gözü dönmüş bir zihniyet, insanlığın sınırlarını nerede kaybettiğimizin resmiydi.  Bu skandal tutum bize bir kez daha gösterdi ki:Siyaset, İnsan Hayatının Önüne Geçemez: Bir geminin batması, suların soğukluğu ve kaybedilen canlar politik tartışmaların konusu olamaz. Bu bir insanlık trajedisidir.  Nefret Söylemi Kimlik Tanımaz: Sırf farklı bir dilden, dinden veya coğrafyadan olduğu için ölüme sevinmek; politik bir duruş değil, açık bir vicdan tutulmasıdır.  Vicdanın Sesi Kurumuyor: Neyse ki Rum kesiminde de bu ırkçı söylemlere "Utanç duyun, lağım düşünceliler!" diyerek tepki gösteren yazar ve vatandaşların varlığı, insanlık onurunun tamamen pes etmediğini hatırlatıyor.  Akdeniz tarih boyunca medeniyetleri buluşturan bir deniz oldu; nefret söylemlerinin ve insan hayatını hiçe sayan politik şovların arenası haline gelmeyi hak etmiyor. Bugün siyaseti ve sınırları bir kenara bırakıp sadece insan olabilmeyi başarma günüdür. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken, vicdanını kaybetmiş siyasi anlayışları bir kez daha insanlığa davet ediyoruz.