Adapazarı’nın Sessiz Tanığı
Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı, tarih boyunca yalnızca ticaretin ve göçlerin şekillendirdiği bir şehir olmadı; aynı zamanda gündelik hayatın sade ritmini taşıyan küçük ayrıntılarla da anıldı. Bu ayrıntıların başında ise şehrin içinden geçen Çark Deresi gelir.
Mahalle çocukları sabah saatlerinde dere kenarına iner, kimi zaman küçük balıkları izler, kimi zaman ince dallardan yaptıkları basit oltalarla şanslarını denerdi. Suyun akışı, günün gürültüsünden uzak bir dünyanın kapısını aralardı. Öğle saatlerine doğru mahalle aralarında misket oynayan çocukların sesleri yükselir, sokaklar oyunlarla dolardı.
Akşam saatleri yaklaştığında ise dere kenarında ve mahalle sokaklarında farklı bir hareketlilik başlardı. Evlerin pencerelerinden yükselen yemek kokuları, annelerin uzaktan gelen çağrıları ve gün boyu süren çocuk kahkahaları şehrin gündelik hayatının bir parçasıydı.
Bugün o günlerin tanıkları artık daha az olsa da, Çark Deresi hâlâ akmaya devam ediyor. Şehrin değişen yüzüne rağmen dere, Adapazarı’nın geçmişine dair hatıraları taşıyan doğal bir hafıza gibi varlığını sürdürüyor.
İşte bu dere kıyısında geçen çocukluk günleri, birçok insanın hafızasında hâlâ canlılığını koruyor.
“Belki de bütün bu satırların nedeni, yıllar önce yazdığım bir şiirin hafızamın kapısını yeniden aralamasıydı; çünkü o dizeler, çoktan uzaklaştığını sandığım Ramazan akşamlarını, sokak lambalarının altındaki o sade mutluluğu ve çocukluk yıllarının içten sıcaklığını yeniden kalbime taşıdı.”
DERE KENARINDA BİR ÇOCUKLUK...
Bir genç düşün…
sabahın serinliğinde dere kenarına inen,
suyun içindeki gümüş balıkları
gözleriyle yakalamaya çalışan.
Elinde ince bir dal,
cebinde birkaç hayal,
akıp giden suyun sesine
sessizce arkadaş olan.
Gün ilerledikçe
sokaklar çocuk sesleriyle dolardı;
misketler yuvarlanır toprakta,
bir köşede körebe,
bir duvar dibinde saklambaç.
Güneş damların üstüne vurur,
pencerelerden yemek kokuları sızar,
anneler seslenir uzaktan
ama kimse hemen dönmek istemez.
O küçük şehir
insanların birbirini tanıdığı,
selamların sıcak olduğu
tatlı bir kasaba gibi yaşardı.
Akşam olunca
dere hâlâ akardı aynı sabırla,
çocuklar büyüyeceklerini bilmeden
gülüşlerini bırakırlardı sokaklara.
Ve hayat
o günlerde
ne kadar da basitti—
bir avuç su,
bir avuç toprak,
bir avuç çocuk kahkahası kadar.