YILDIZLARIN ALTINDA BİR YER
İnsan bazen hayatın tam ortasında durup
acele etmeden etrafına bakmayı öğreniyor;
geçip giden yılların telaşı yavaşça omzundan inerken
zaman ilk kez bir yük değil,
yanında yürüyen eski bir dost gibi davranıyor.

Bir şarkı başlıyor içimde,
Türk sanat musikisinin o sabırlı sesiyle,
sanki şehir gürültüsünü kırıp
kalbin en sakin odasına yerleşmek ister gibi.

Doğduğum sokaklar değil belki,
ama ruhumun kendine ait saydığı
sessiz bir deniz kıyısı var artık;
orada dalgalar konuşmuyor,
yalnızca insanın içindeki karmaşayı
usulca susturuyor.

Gece çökerken
iki kadehin arasına sığan düşünceler
gündüzün bütün yorgunluğunu eritiyor;
uzakta ışıkları titreyen İstanbul
bir şehir olmaktan çıkıp
anıların üzerine serilmiş bir manzaraya dönüşüyor.

Çalışmak hâlâ vazgeçilmez bir alışkanlık,
çünkü insan bazen geçim için değil,
var olduğunu unutmamak için üretir;
eller meşgul oldukça
kalp kendine yeniden bir anlam buluyor.

Ve yıldızların altında anlıyorum ki
mutluluk büyük başlangıçlarda değil,
sessizce devam edebilen anlarda saklı;
denizin kokusunu içine çekebildiğin,
şarkının bitmesini istemediğin
ve hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığın
o uzun gecelerde…

İnsan en çok da
kendine geç kalmadığını fark ettiğinde
huzura yaklaşıyor.