NÜKLEER SAVAŞLAR DEĞİL, AHLAKİ ÇÖKÜŞLER DEVLETLERİ YIKAR

“Bir ülke, önce vicdanını kaybeder; sonra geleceğini.”

Alev Alatlı’nın “Nuke Türkiye!” adlı eseri, ilk bakışta Türkiye’nin nükleer bir felaketle karşı karşıya kalabileceği izlenimini verse de, aslında çok daha derin bir meseleye odaklanır. Roman, nükleer tehdidi bir metafor olarak kullanır; esas anlatmak istediği şey, toplumların dışarıdan gelen saldırılarla değil, içeriden başlayan zihinsel ve ahlaki çözülmeyle çökmesidir.

Bugün dünya tarihinde hiçbir devlet yalnızca askerî gücü yetersiz olduğu için yıkılmamıştır. Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyet, önce kurumlarını, sonra adalet duygusunu, en sonunda ise ortak değerlerini kaybetmiştir. 

Alev Alatlı’nın romanı tam da bu noktaya işaret eder: En büyük bomba atom bombası değil, düşünemeyen toplumdur.

Émile Durkheim, “Toplumu bir arada tutan şey ortak ahlaktır.” der. 

Ortak ahlak zayıfladığında hukuk işlemeye devam edebilir; ancak toplum artık aynı hedefe yürüyen bireylerden değil, birbirine yabancılaşmış kalabalıklardan oluşur. Böyle bir ortamda ekonomik krizler, siyasal gerilimler ve dış müdahaleler yalnızca sonucu hızlandırır.

Zygmunt Bauman ise modern toplumun kırılganlığını şu sözle özetler:

“Modern dünyada hiçbir şey kalıcı değildir; ilişkiler de kurumlar da giderek akışkan hâle gelir.”

Bugün tam da bu akışkanlığın içerisindeyiz. Bilgi çoğaldıkça bilgelik azalıyor; iletişim arttıkça insanlar birbirini daha az anlıyor. Güvenin yerini şüphe, ortak aklın yerini kutuplaşma alıyor.

Pierre Bourdieu‘nun “sembolik iktidar” kavramı da burada önem kazanır. Bourdieu’ya göre toplumlar yalnızca ekonomik güçle değil, eğitim, kültür ve medya aracılığıyla şekillenir. Eğer bu alanlar liyakatten uzaklaşırsa, toplum gerçekliği değil, kendisine sunulan algıyı yaşamaya başlar. İşte asıl tehlike budur.

Alev Alatlı’nın romanı okuyucuya şu soruyu sordurur:

“Bir ülke gerçekten ne zaman yok olur?”

Cevap, sınırları işgal edildiğinde değildir.

İnsanlar doğruluk yerine çıkarı, liyakat yerine sadakati, adalet yerine gücü tercih etmeye başladığında çöküş sessizce başlamıştır.

Bugün ülkeleri ayakta tutan yalnızca ordular değildir; güçlü eğitim sistemi, bağımsız kurumlar, hukukun üstünlüğü, bilimsel düşünce ve toplumsal vicdandır. Bunlar zayıfladığında hiçbir teknoloji, hiçbir silah ve hiçbir ekonomik büyüklük uzun vadede bir toplumu ayakta tutamaz.

Alev Alatlı’nın “Nuke Türkiye!” romanı bu yönüyle bir felaket senaryosu değil; bir uyanış çağrısıdır. Roman, “Düşman kapıda mı?” sorusundan çok, “Biz içeride neyi kaybediyoruz?” sorusunu sordurur.

Belki de asıl nükleer patlama, şehirlerde değil; insanların zihinlerinde ve vicdanlarında yaşanmaktadır.

Çünkü toplumlar, önce düşünmeyi bıraktıklarında yıkılırlar. Ardından geriye yalnızca enkazı yönetmeye çalışan nesiller kalır.

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER