CHP’DE PERDE ARKASI: BU DEĞİŞİMİN MİMARI KİM?
Türkiye siyaseti son yıllarda yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele üzerinden okunuyor. Oysa bazen asıl sorulması gereken soru şudur:
Bir siyasi partinin başına ne geldiğini anlamak için yalnızca karşısındaki güce mi, yoksa kendi içerisindeki değişime de mi bakmak gerekir?
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı büyük kırılmayı değerlendirirken tam da bu soruyu sormak gerekiyor.
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yükselişi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Türkiye siyasetinin merkezine taşındı. Ardından süreç onu Cumhurbaşkanlığı adaylığına kadar götürdü.
Fakat geçmişte yaşanan bazı hadiseler bugün yeniden hatırlanmaya değer.
24 Ocak 2022’de İstanbul çok ağır bir kar yağışıyla karşı karşıyayken İmamoğlu’nun dönemin Birleşik Krallık Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott ile bir balık restoranında yemek yemesi kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştu. O gün İstanbul’da yoğun kar nedeniyle ulaşım ciddi biçimde aksarken binlerce insan yollarda mahsur kalmıştı. (Anadolu Ajansı)
Burada mesele bir belediye başkanının yabancı bir büyükelçiyle görüşmesinin yanlış olup olmadığı değildir.
Elbette devlet ve siyaset insanları yabancı diplomatlarla görüşebilir.
Asıl mesele, siyasetteki büyük yükselişlerin arkasındaki ilişkileri ve süreçleri toplumun sorgulama hakkının bulunmasıdır.
Sonra CHP’de “değişim” hareketi başladı.
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca yönettiği partisinde koltuğunu kaybetti. 2023 CHP Kurultayı’nda ikinci turda Özgür Özel 812, Kemal Kılıçdaroğlu ise 536 oy aldı. Üstelik o kurultayın Divan Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu. (Cumhuriyet Halk Partisi)
Böylece Özgür Özel CHP Genel Başkanı oldu.
Ardından Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci geldi. İmamoğlu, CHP’nin 2025’te düzenlediği Cumhurbaşkanlığı ön seçimine tek aday olarak girdi. (Cumhuriyet Halk Partisi)
Şimdi geriye dönüp sormak gerekiyor:
Türkiye’nin en eski siyasi partisinde birkaç yıl içerisinde gerçekleşen bu olağanüstü güç değişiminin siyasi sosyolojisi yeterince tartışıldı mı?
Özgür Özel nasıl oldu da Kılıçdaroğlu karşısındaki değişim hareketinin liderine dönüştü?
Ekrem İmamoğlu nasıl oldu da belediye başkanlığından ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adaylığına kadar yükselen siyasi merkezin en güçlü aktörü haline geldi?
Bunları sormak komplo teorisi değildir.
Siyaset zaten güç ilişkilerini, ittifakları, çıkar çatışmalarını ve uluslararası bağlantıları sorgulama sanatıdır.
KILIÇDAROĞLU NEDEN BİR ANDA “SORUN” OLDU?
Meselenin en düşündürücü taraflarından biri de Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tavırdır.
Yıllarca CHP’yi yöneten, Cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin ve Millet İttifakı’nın adayı yapılan bir siyasetçi, bugün kendi partisinin belirli kesimleri tarafından neredeyse bütün sorunların kaynağı gibi gösteriliyor.
Üstelik 2023 CHP Kurultayı hakkındaki hukuki süreç artık yalnızca siyasi bir tartışmadan ibaret değildir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Mayıs 2026’da 38. Olağan Kurultay hakkında “mutlak butlan” kararı verdi. Kararın temelinde kurultay delegelerine ilişkin usulsüzlük iddiaları bulunuyordu. (euronews)
Dolayısıyla ortada bir yargı kararı varken, tartışmayı yalnızca “AK Parti istedi, yargı yaptı” şeklindeki siyasi bir anlatıya hapsetmek yeterli değildir.
Yargı kararları eleştirilebilir.
Hukuken tartışılabilir.
Fakat önce dosyanın içeriğine ve delillere bakılması gerekir.
Daha önemlisi şudur:
Eğer bir kurultayın iradesine ilişkin ciddi hukuki iddialar varsa, CHP seçmeninin ilk talebi gerçeğin ortaya çıkarılması olmamalı mıdır?
YA MESELE SADECE AK PARTİ DEĞİLSE?
CHP tabanına yıllardır hemen her siyasi gelişmenin arkasında iktidarı görmesini söyleyen çok güçlü bir siyasi söylem oluşturuldu.
Peki ya CHP’nin yaşadığı bugünkü krizin önemli bir bölümü kendi içerisindeyse?
Ya mesele yalnızca Erdoğan veya AK Parti değilse?
Ya CHP’nin asıl problemi, kendi içerisindeki güç mücadelelerini sorgulayamamasıysa?
Ve daha hassas bir soru:
Türkiye siyasetinde yabancı devletlerle kurulan ilişkilerin, uluslararası siyasi ağların ve diplomatik temasların siyaset üzerindeki etkisi neden konuşulmuyor?
Burada kimseyi delilsiz biçimde “İngiliz ajanı”, “Amerikan ajanı” ilan etmek doğru değildir.
Fakat Türkiye gibi jeopolitik öneme sahip bir ülkede İngiltere’nin, ABD’nin, Rusya’nın, Avrupa Birliği ülkelerinin veya başka güçlerin Türk siyasetindeki gelişmeleri yakından takip etmediğini düşünmek de gerçekçi değildir.
Diplomasi başka şeydir.
Bir ülkenin iç siyasetine müdahale ise bambaşka şeydir.
Demokratik bir ülkede toplum her ikisinin arasındaki sınırı sorgulayabilmelidir.
CHP’NİN EN BÜYÜK TEHLİKESİ DIŞARIDA DEĞİL, İÇERİDE OLABİLİR
Bugün CHP açısından asıl tehlike belki de AK Parti değildir.
Asıl tehlike, kendi içerisinde yaşananları sorgulamayan bir parti kültürünün oluşmasıdır.
Kılıçdaroğlu’nu eleştirebilirsiniz.
Özgür Özel’i destekleyebilirsiniz.
Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı görmek isteyebilirsiniz.
Bunların tamamı demokratik tercihlerdir.
Ama demokrasi yalnızca desteklediğiniz kişiye soru sormamak değildir.
Tam tersine demokrasi, en çok desteklediğiniz kişiye soru sorabilme cesaretidir.
CHP seçmeni bugün şu soruları sormalıdır:
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yükselişi hangi süreçlerden geçti?
Özgür Özel’i genel başkanlığa taşıyan değişim hareketinin siyasi mimarları kimlerdi?
2023 Kurultayı hakkında neden bu kadar ağır hukuki tartışmalar ortaya çıktı?
Kılıçdaroğlu neden kısa sürede partinin bir bölümünün hedefindeki isme dönüştü?
Ve Türkiye siyasetinin uluslararası ilişkiler boyutu neden neredeyse hiç konuşulmuyor?
Çünkü bazen bir siyasi partiyi rakibi bitirmez.
Kendi içerisindeki iktidar mücadelesi bitirir.
Bazen seçmen sürekli karşı tarafa bakarken kendi evinde yaşanan değişimi göremez.
Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni bir düşman üretmek değil; kendi yakın tarihini soğukkanlı biçimde sorgulamaktır.
Çünkü siyaset tarihinin değişmeyen bir kuralı vardır:
Bir siyasi hareket, kendisine kimin karşı olduğunu bildiği kadar, kendi içerisinde kimin neyi ve neden yaptığını da bilmek zorundadır.
Aksi hâlde yıllar sonra geriye dönüp tek bir soru sorulur:
“Biz bütün bunlar olurken neden yalnızca karşı tarafa bakıyorduk?”
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Sosyal Bilimci - Akademisyen