EĞİTİMDE KİM DENETÇİYİ DENETLİYOR?
“Bir eğitim sisteminin kalitesi, yalnızca öğretmeninin değil; onu denetleyen sistemin de kalitesi kadardır.”
Bir toplumun yükselişi de çöküşü de sınıflarda başlar.
Çünkü bugün sıralarda oturan çocuklar, yarının doktoru, hâkimi, mühendisi, bilim insanı ve devlet yöneticisi olacaktır.
Dolayısıyla eğitim sistemi yalnızca bugünü değil, geleceği de inşa eder.
İşte tam da bu nedenle eğitimde artık konuşmamız gereken konu sadece maaşlar, ders saatleri ya da müfredat değildir.
Asıl konuşmamız gereken konu; kalite, liyakat, sürekli gelişim ve hesap verebilirliktir.
Hiç kuşkusuz ülkemizde öğrencileri için gecesini gündüzüne katan, sürekli okuyan, araştıran, kendisini geliştiren ve mesleğini büyük bir fedakârlıkla sürdüren binlerce öğretmen bulunmaktadır. Onların hakkını teslim etmek hepimizin görevidir.
Ancak hiçbir kamu sistemi, yalnızca iyi niyet üzerine kurulamaz.
İyi işleyen devletler; güçlü denetim, objektif performans değerlendirmesi ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerine kurulur.
Ünlü Fransız sosyolog Émile Durkheim şöyle der:
“Eğitim, toplumun kendisini yeniden üretme biçimidir.”
Eğer eğitim sistemi kendisini yenileyemezse, toplum da kendisini yenileyemez.
Bugün akademisyenlerden ne bekleniyor?
Bilimsel yayın…
Uluslararası makale…
Kongre…
Araştırma…
Sürekli mesleki gelişim…
Beş yıl önce öğrendiği bilgilerle akademisyenlik yapılmasına bilim dünyası izin vermez.
Peki aynı anlayış neden öğretmenlik mesleğinde de çok daha güçlü biçimde uygulanmasın?
Öğretmenlik de bilgi üreten değil belki; bilgi aktaran ve karakter inşa eden bir meslektir.
Bilgi her gün değişirken öğretmenin yerinde sayma lüksü olabilir mi?
Yapay zekâ eğitimde devrim yaparken…
Çocuk psikolojisine ilişkin yeni araştırmalar yayımlanırken…
Öğrenme modelleri değişirken…
Öğretmenin sadece yıllar önce aldığı diplomayla mesleğini sürdürmesi yeterli görülebilir mi?
Bence görülemez.
Çünkü öğretmenlik diploma ile başlayan; fakat öğrenmeyle devam eden bir meslektir.
Bugün Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hizmet içi eğitimler ve çevrim içi seminerler düzenlenmektedir.
Bu çalışmaların amacı son derece değerlidir.
Ancak asıl mesele şu soruda gizlidir:
Bu eğitimler gerçekten öğretmeni geliştiriyor mu?
Yoksa yalnızca sistem üzerinde tamamlanması gereken bir formaliteye mi dönüşüyor?
Sahada dile getirilen eleştiriler, bazı çevrim içi eğitimlerde katılımın zaman zaman yalnızca sistemde geçirilen süreyle sınırlı kaldığı yönündedir. Eğer bu algı doğruysa, eğitimin niteliğini ölçen daha etkili yöntemlere ihtiyaç vardır.
Çünkü gelişim;
Video açık bırakmak değildir.
Süre doldurmak değildir.
Bir butona tıklamak değildir.
Gelişim;
Merak etmektir.
Araştırmaktır.
Okumaktır.
Öğrenmektir.
Ve öğrendiğini sınıfta uygulayabilmektir.
Ancak belki de bundan daha önemli bir konu vardır.
Denetim.
Bugün eğitim camiasında en çok konuşulan konulardan biri, disiplin ve idari soruşturmaların yeterince caydırıcı olup olmadığıdır.
Bir eğitim sisteminin güvenilirliği yalnızca kurallarıyla değil, o kuralların nasıl uygulandığıyla ölçülür.
Kolluk kuvvetlerinde yürütülen disiplin süreçlerine baktığımızda, soruşturmaların belirli usuller çerçevesinde titizlikle yürütüldüğünü görürüz. Elbette her kamu kurumunun görev ve disiplin yapısı farklıdır. Ancak ortak ilke aynıdır: kamu görevi hesap verebilir olmalıdır.
Eğitim sistemi de bu ilkenin dışında düşünülemez.
Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki denetim süreçlerinin de bağımsızlık, tarafsızlık, şeffaflık ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda sürekli güçlendirilmesi, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin yararınadır.
Çünkü güçlü denetim, öğretmeni cezalandırmak için değil; iyi öğretmeni korumak, hataları zamanında düzeltmek ve eğitim kalitesini yükseltmek için vardır.
Ünlü sosyolog Max Weber şu tespiti yapar:
“Devletin gücü, kuralların kişilere göre değil, ilkelere göre uygulanmasından gelir.”
Eğitimde de ihtiyaç duyduğumuz tam olarak budur.
İsimlere göre değişmeyen…
Göreve göre değişmeyen…
İlişkilere göre değişmeyen…
Herkes için aynı şekilde işleyen objektif bir sistem…
Bir başka önemli konu ise okul yöneticiliğidir.
İyi bir öğretmen olmak, tek başına iyi bir okul yöneticisi olmak anlamına gelmez.
Okul yönetimi; liderlik, insan kaynakları yönetimi, kriz yönetimi, stratejik planlama ve organizasyon bilgisi gerektiren profesyonel bir alandır.
Bu nedenle okul müdürlüğü ve müdür yardımcılığı görevlerine yapılacak görevlendirmelerde yalnızca kıdem değil; yöneticilik yeterliliği, liderlik becerisi ve liyakat esas alınmalıdır.
Çünkü güçlü eğitim sistemi;
Sadece iyi öğretmenle değil…
İyi yöneticiyle…
Sürekli gelişim kültürüyle…
Ve güçlü denetim anlayışıyla kurulabilir.
Artık eğitim sistemini sadece “kaç ders işlendi” sorusuyla değerlendirme dönemi geride kalmalıdır.
Asıl sormamız gereken soru şudur:
Öğretmen kendini ne kadar geliştirdi?
Yönetici okulu ne kadar ileri taşıdı?
Denetim sistemi eğitimin kalitesine ne kadar katkı sağladı?
Bu üç soruya güçlü cevaplar veremeyen hiçbir eğitim sistemi, geleceğin güçlü toplumlarını yetiştiremez.
Çünkü eğitimde gerçek reform; bina yapmakla değil, öğrenmeye devam eden öğretmenler, liyakatle seçilen yöneticiler ve kimsenin ayrıcalıklı olmadığı güçlü bir denetim sistemi kurmakla mümkündür.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir milletin geleceğini yalnızca öğretmen yetiştirmez. O öğretmeni geliştiren, yönlendiren ve gerektiğinde objektif biçimde denetleyen sistem de yetiştirir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER