Gözden Uzak Gönülden Uzak

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

17-05-2026 15:55

Gözden Uzak Gönülden Uzak

​“Gözden uzak olan, gönülden de uzak olur” der eskiler. Ne kadar da derin, insan doğasını ne kadar da yalın özetleyen bir söz... İnsan; görmediği, dokunmadığı, menzilinden çıkan her şeye karşı zamanla bir mesafe, bir yabancılık geliştirir. Peki ya insanın Yaratıcı’sıyla olan bağı? Modern çağın insanı, kendi elleriyle inşa ettiği bu mesafeyi kapatmak yerine, hakikati bambaşka yerlerde aramaya neden bu kadar hevesli?

​Hayal ve gerçek arasındaki o ince çizgiyi, rüya kavramı üzerinden işlediğim önceki yazımda, zihnimizin koridorlarında bir yolculuğa çıkmıştık. Bugün ise o yolculuğun bir devamı, belki de ondan alınan bir ilhamla; kimimizin çoktan bildiği, kimimizin ise ilk defa duyduğunda sarsıldığı o çarpıcı teorilerin peşine düşüyoruz. Son yıllarda bilimkurgu filmlerinden fırlayıp felsefi tartışmaların merkezine oturan bir fikir var: Simülasyon Teorisi.

​Bu teoriye göre, çok yüksek bir teknolojiye ulaşmış üstün varlıkların kodladığı sanal bir gerçekliğin içinde yaşıyoruz. Hatırlayın; 90’lı yıllarda başlayan bilgisayar oyunları, ekranda basit piksellerden ibaret, iki boyutlu zıplayan karakterlerin olduğu ilkel programlardı. Bugün ise nerede olduğumuzu unutturan sanal gerçeklik gözlükleri, üç boyutlu devasa dünyalar ve gerçeğinden ayırt edilemeyen yüksek çözünürlüklü evrenlerle karşı karşıyayız. Ancak bunca veri ve grafik yığınına rağmen, oyun motorları sistemi yormamak için tüm dünyayı aynı anda var etmez; sadece karakterin baktığı, o an içinde bulunduğu mekanı çizer. Siz ilerledikçe dağlar, yollar, şehirler adeta sizin için o an "yüklenir".
​Teori de tam olarak bunu iddia ediyor: Dünya aslında bizim etrafımızda dönüyor ve biz bir yere gittikçe orası bizim için simüle ediliyor. Çevremizdeki her şey; sevdiklerimiz, hatıralarımız, hatta aynaya baktığımızda gördüğümüz kendi suretimiz bile o oyunun içindeki kodlanmış karakterler kadar sanal...

​Günümüz insanı, "Her simülasyonun illa ki bir açığı, bir hatası (glitch) olur" diyerek evrenin sırlarını bu dijital boşluklarda arıyor. Peki ama neden? Neden kalpleri mutmain edecek, zihinleri aydınlatacak o saf Allah inancı yerine, devasa bir kuantum bilgisayarın fişine bağlı yaşamaya bu kadar meylediyoruz?
​Çünkü insan, sorumluluktan kaçarken bile bir açıklama arar. Bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmek; O’na karşı bir duruşu, bir ahlakı ve bir aidiyeti gerektirir. Oysa her şeyi bir "kod" yığını olarak görmek, hakikati insanın kendi sınırlı aklıyla ürettiği teknolojik bir kılıfa hapsetmektir. Bu bitmek bilmeyen arayış, aslında fıtrattaki o büyük boşluğu yanlış yapboz parçalarıyla doldurma çabasından başka bir şey değildir.
​Oysa dinin ve imanın sunduğu ufuk, hiçbir bilgisayarın belleğine sığmayacak kadar engindir. Allah’a iman, insanı bir "matrix"in içine hapsetmez; aksine zihni ve gönlü en büyük özgürlüğe, hakikatin ta kendisine kavuşturur. İnsanı mekanik bir veriden çıkarıp, "eşref-i mahlukat" makamına yükseltir.
​Simülasyon teorisinin o soğuk dünyasında, gözden uzak olan gerçekten de sistemden silinir. Oysa bizim inancımızda Yaratıcımız bizi bulunduğumuz mekana göre var etmez. O; tüm zamanların, tüm mekanların, görünen ve görünmeyen bütün alemlerin Rabbidir. Kaf Suresi 16. Ayet, bu karmaşık arayışlara en sarsıcı cevabı verir: "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız."

​İşte hakikat buradadır. Biz, bir programın kodları gibi uzaklardan yönetilen bir sistemin içinde değiliz. Gözden ve gönülden uzaklığın asla işlemediği, bize şah damarımızdan daha yakın olan bir Yaratıcı'nın şefkat ve kudret elindeyiz. Uzayın derinliklerinde veya simülatörlerde mucize arayan insan, aslında en yakınındakini ıskalıyor. Durup içine bakması ve kalbini dinlemesi yeterli...
​Çünkü O, hiçbir zaman gözden de gönülden de uzak olmadı. Uzağa giden, sadece biziz.

​Selam ve duayla.
​Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00