
DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ
Sabahın en sevdiğim saatleri... Kuşluk vakti biraz tembellik edip yatağa uzanmak, tatlı bir şekerleme yapmak istiyorum. Aralık olan pencereden içeri süzülen rüzgârın o tatlı uğultusu ve kuşların cıvıltılı sesleri… Güneşin ilk ışıkları odanın duvarına vururken içimden gelen şey dua etmek oldu. Bana bu hayatı, bu güzel anı yaşattığı için Allah'a sonsuz bir şükürle başladım güne…
O an hissettim ki hayat, maddenin manaya dokunduğu muazzam bir döngüymüş. Doğa ve dua da bu döngünün en kadim iki parçası… Biri gözle görülen, diğeri gönülle hissedilen. Ve her ikisi de insanın varoluşuna dair o engin yolculukta, bizi biz yapan ortak bir derinlikte buluşur.
Çünkü bu yolculuk her an, her nefeste devam ediyor. İçinde bulunduğumuz bu dünya ve tüm mevcudat, aslında bize durmaksızın bir şeyler anlatıyor. Hepimiz, adına doğa dediğimiz o muazzam sünnetullaha tabiyiz. Güneşin her sabah yeniden doğuşu, toprağın her canlıyı besleyişi, rüzgârın herkesi kucaklayışı… Hepsi yüce bir kanunun izindedir. Bu ilahi düzeni anlamak, ona uyum sağlamak ve onunla birlikte olmak, kâinatın zikrine ortak olmaktır.
Doğa ne eksik ne fazladır; olduğu gibidir. Emek ister, sabır ister. Ona ayak uyduran kök salar, direnen ise savrulur.
Üstelik gözümüzün erişemediği, kulaklarımızın işitmeye yetmediği bu uçsuz bucaksız âlem, Yaratan’ın var ettiği binlerce âlemden yalnızca biridir. Ve bu görkemli âlem, kendisine verilen kutsal emre tam bir teslimiyetle boyun eğerek görevini eksiksizce yerine getirir.
Bizler bazen hayatın gürültüsünde doğanın sesine, onun o saf işleyişine ne kadar uzak düşmüş olursak olalım, fıtratımız o bağı asla koparmaz. Tüm azalarımız kâinatın bu muhteşem şahitliğine eşlik eder. Ne zaman ki kalpler Yaratan'ı ansa, işte o an içimizden yükselen her dua ile tüm âlem birleşir; gören gönül, işiten gönül olur sessizce.
Tam da İsrâ Suresi 44. ayette buyrulduğu gibi:
"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar O’nu tespih ederler. O’nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur; ne var ki siz onların tespihini anlamazsınız."
Bu ilahi hakikatin ışığında, penceremden odama dolan o rüzgârın sesiyle içimden yükselen şükür duası birbirine karıştı. Belki de Yaratıcıyla kurulan en derin bağ, kelimelerin gürültüsüyle değil, kâinatın bu sessiz zikrine ortak olmakla, kelimesiz bir teslimiyetle kuruluyordu.
Aslında ikisinin de mayası aynıdır; doğa da dua da sevgiyle işler. Toprağa düşen bir tohumun filizlenmesi için gösterilen sabır ne ise kalpten kopup gelen bir duanın kabulü için gösterilen tevekkül de odur. Sevmeden ne doğanın dili çözülür ne de dua arşa yükselir. İkisinin ortak dili sevgi, ortak yolu ise sabır ve samimi bir çabadır.
Doğa bize yaşamı ve nasıl ayakta kalacağımızı öğretirken dua yaşamın asıl nedenini fısıldar. Biri dışımızı, diğeri içimizi büyütür. Ve bu ikisi el ele verip insanın varoluşuna dair en kadim sorulara her sabah, her an sessizce cevap verir.
Selam ve dua ile…
Aydın Babacan