FERAGAT (Çok Yakın Tarihli Gerçek Bir Hikayedir)

Aylardır bozdurmamıştı hacdan kalma riyalini. Üstelik defalarca geçmişti döviz bürolarının önünden. Az para da değildi hani. Yine o dükkanlara bakarak gitmişti işine. 

Devletinin ona layık gördüğü cesaret ve feragat belgesini yeni kaybetmişti; aksi gibi bırakmış olabileceği yerleri de hatırlamıyordu. Düşünceliydi.

Eli ayağı, her şeyi olan arabası da günlerdir kaportacıdan çıkamayınca "Hayrolsun encamımız!" diyerek dolmuşlara yürümeye başladı. Manavda, o çok sevdiği yuvarlak, mor eriklerden vardı. Ezelden beri bayılırdı o dükkanların rengarenk güzelliklerine...

Parasının üstünü sadaka kumbarasına atarken, satıcı:

"Ama bu çok para!" dedi.

"Olsun..." diye cevap verdi.

"Sevabı da çok."

Manavın hayreti sürerken, o dışarı çıkmıştı bile.

Bir huzur nefesi aldığı sırada "Ekmek parası" diyen o yorgun, yaşlı adamla karşılaştı. 

Yoldaki isteyicilere pek bakmaz, yürüyüp giderdi. Ama o anda farklı birşeyin olacağını hissetmişcesine altın rengi cüzdanını çıkarıp birşeyler verdi.

Ertesi gün, belgeyi "Benim için Kâbe'de dua edin!" diyen bir kadın esnafın giysi dükkanında buldu. 

Feragat belgesini, yaşlı adama riyali verdikten sonra hak etmişti. 

Gülhan Yılmaz