Sana Sığınıyorum

Her sayfasında sen varsın kainat kitabının.
Her güzelliğin özünde, ruhunda adın.
Ne büyüksün Ya RasulAllah!
Ya Muhammed, Nebiyyullah!

Sen bir kendinden cilâlı.
Perdahlı.
Rab katından terbiyeli, ahlaklı.
Ecelli mahlukat.
Ebnâuzzamanın atardamarında azalıyor onca sıfat.
Nedir ki enbiya, ervah nedir, peki ya emanet, ya ecdat?
Devirlerin neresine düşüyor sahi liyakat?
Pervinler, gece şikayette/şekvada
Kimde mahrum, kimde kayıp mukaddesat?

Filbahriler akça değil artık alaca
Akut sancılarla yitiyor Aktöre
Dâğ ı derunumuz kanıyor bir gel!
Yanıyor müslümanlar göz göre göre.

Sensin benim azalmayan umudum:
Pertevler süzülüyor gözlerime,
Tatlı sesine doğru koşuyorum,
Karşımdasın o latif heybetinle.
"Bu haneden çıkılmaz" diyorsun.
"Bu kapılardan"
Kim?
Ben mi çıkacağım senin çatından. 
Ah! Delirmiş olmam gerekir.
Ya da nefret etmem
Fıtratımdan.
Aşkımdan...Asrından...Sülukundan...
"Gafil'e kelam nafike kelam."
Çöller buz kaplıydı nice zaman.
Dağlardı yürekleri tevhitsiz ruhlar.
Senin ayaklarına kapanmalıydı;
Paşmaklarına kurban olmalıydı oysa münafıklar.
Ne zaman bir penah arasam
Dilimde salavatlar.
Pendine, teselline öyle muhtacım.
Kandil gibi parlıyor o gül yüzde siyah bakışlar
Zifiriyi delen ay gibisin Sultanım!

Sen gel diye duacı servilerle sedirler.
Hak Nebi, Pak Nebi'yi çalıyor dairezen,
Ecelacayip işler çıksın artık alemden.
Pis pis gülüyor gökkuşağında edaniler.
"Ümmetin ebkem olmuş ölürken mücahitler!"
Nerde gizlenirsiniz ey Ebrar? Özlenenler?
Uluorta pavkırıyor çakallar, sürü itler
Bin bir ziyafette bütün ifrit-iblisler
Çâh ı Babil'de asılı halâ Hârût-Mârût melekler(!)


Sana sığınıyorum ey Nebi!
Makamı Mahmut sahibi!
Medet beklemekteyiz senden bütün müminler.

Gülhan Yılmaz
Ekim 2004