Yeniden Hayata Doğmak

Bazen insan, hayatın içinde yürüdüğünü zanneder. Sabah uyanır, işe gider, insanlarla konuşur, bir şeylere yetişmeye çalışır, gelecek için planlar yapar. Yarın ne olacağını düşünür, yıllar sonrasının hesabını yapar. Bir ev, bir iş, bir başarı, bir mutluluk hayali kurar. Ama bazen hayat insanı hiç beklemediği bir yerde durdurur.
Bir hastane odasında… Beyaz duvarların arasında… Bir teşhisin ağırlığında… Ve insan o anda hayat hakkında yıllardır bildiğini düşündüğü her şeyi yeniden sorgulamaya başlar. Çünkü bazı anlar vardır; insan hayatını kurtarmak için savaştığını düşünür. Oysa belki de o savaşın asıl anlamı, hayatın ne olduğunu yeniden öğretmesidir.
Hayat, sadece uzun yıllar yaşamak değildir. Hayat, bazen sabah gözlerini açabilmektir. Derin bir nefes alabilmektir. Sevdiğiniz bir insanın sesini duyabilmektir. Bir bardak çayın kokusunu içine çekebilmektir. Pencereden gökyüzüne, bulutlara bakabilmektir. Denizin kıyıya vurduğu dalgaların sesini duyabilmektir. Bitmek bilmeyen yollara bakıp hayal kurabilmektir. Bir çiçeğe dokunabilmektir. İçinizdeki çocuğun sesini duyabilmektir. Ve belki de en önemlisi, bugünün hâlâ bize ait olduğunu fark edebilmektir.
İnsan çoğu zaman mutluluğu gelecekte arar. “Şu işim olursa mutlu olacağım.”, “Şu sorunum biterse rahatlayacağım.” ,“Bir gün her şey düzelirse yaşayacağım.”
Oysa hayat sürekli ertelenen bir gün değildir. Hayat, şu anda kalbinizin atıyor olmasıdır. Şu anda nefes alıyor olmanızdır. Şu anda görebiliyor, duyabiliyor, hissedebiliyor olmanızdır. Yarınlarımızın garantisi yoktur. Aslında hiçbir zaman da olmadı. Biz sadece var olduğunu düşündüğümüz bir garantiye alışmıştık.
Belki de yaşamın en büyük gerçeği şudur: Mucize, yarının bize söz verilmiş olması değildir. Mucize, bugünün hâlâ elimizde olmasıdır.
Bazı insanların yarası dışarıdan görünür. Bazılarınınki ise kalbinin en derin yerindedir. Bir insan kanserle mücadele eder. Bir başkası evladıyla ilgili bir acıyla… Bir başkası yalnızlıkla… Bir başkası maddi zorluklarla… Bir başkası kaybettiği annesinin, babasının ya da sevdiği bir insanın yokluğuyla… Bir başkası ise kimsenin bilmediği kendi zihninin ve ruhunun içinde verdiği savaşlarla…
Bu nedenle hiçbir insanın hayatına uzaktan bakıp onun derdini küçümsememeliyiz. Çünkü herkesin sırtında görünmeyen bir yük vardır. Fakat insanı güçlü yapan şey, hiç düşmemesi değildir. Güç, düştüğü yerden yeniden kalkabilme cesaretidir.
Bazen dizleriniz titrer. Bazen ağlarsınız. Bazen korkarsınız. Bazen “Artık gücüm kalmadı” dersiniz. Bunların hiçbiri sizi güçsüz yapmaz. Çünkü insan olmak bazen ağlamaktır. Ama umut, ağladıktan sonra gözyaşlarını silip hayata bir kez daha bakabilmektir.
Hayatta bazen yürüdüğümüz yolların bizi nereye götürdüğünü bilemeyiz.
Bir hastane koridoru… Bir ayrılık… Bir kayıp… Bir başarısızlık… Bir hastalık… Bir yalnızlık gecesi… Bunların hiçbirini hayatımızın yolculuğuna dahil etmek istemeyiz.
“Keşke hiç yaşanmasaydı” deriz. Belki de gerçekten bazı acılar yaşanmamalıydı. Bazı kayıplar hiç olmamalıydı. Ancak hayat bazen bizim seçmediğimiz yollardan geçirir bizi. Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda fark ederiz ki bazı yollar bizi istediğimiz yere götürmemiştir ama olmamız gereken insanla tanıştırmıştır.
Kendimizle… İçimizde unuttuğumuz güçle… Sevme kapasitemizle… Sabretme gücümüzle… Ve yaşamın kıymetiyle… Bazı yolların sonunda bir şehir yoktur. Bir ev yoktur. Bir makam yoktur. Bazı yolların sonunda insan, yıllardır kaybettiği kendisini bulur.
Hayat insanın bedenini yorabilir. Hastalıklar bedeni zayıflatabilir. Yıllar omuzlarımızı düşürebilir. Yaşadığımız acılar yüzümüzde izler bırakabilir. Ama insanın en büyük yenilgisi bedeninin yorulması değildir. Asıl yenilgi, beden yaşamaya devam ederken ruhun hayattan vazgeçmesidir. Bu nedenle ne yaşarsanız yaşayın, içinizde küçücük de olsa bir ışık bırakın!
Belki bugün çok parlak yanmayacaktır. Belki sadece küçük bir kıvılcım olacaktır. Ama o kıvılcımı söndürmeyin. Bir gün yeniden büyüyebilir. Bir gün yeniden güneşi görebilirsiniz. Bir gün yeniden kahvenizi elinize alıp sevdiğiniz bir yolda yürüyebilirsiniz. Bir gün saçlarınız rüzgârda savrulabilir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir anda içinizden yeniden şarkı söylemek gelebilir. 
Ve o gün geldiğinde geçmişe dönüp baktığınızda şunu söyleyebilirsiniz: “Ben bu kadar yolu boşuna yürümemişim.”
Bunların her biri, aslında yaşamın bize her gün sessizce verdiği hediyelerdir. Belki de hayat bizden çok büyük mutluluklar istemiyor. Belki sadece durup bakmamızı istiyor.
Fark etmemizi… Şükretmemizi… Ve henüz kaybetmeden sevmemizi…
Bugün belki zor bir dönemden geçiyorsunuz. Belki bir hastalığın, ayrılığın, borcun, yalnızlığın veya kaybın içindesiniz. Belki geleceğinizden korkuyorsunuz. Belki kendinizi bir hastane odasında, karanlık bir gecede ya da hayatın çıkmaz bir sokağında hissediyorsunuz.
Ama unutmayın!
Her yolun bir hikâyesi vardır. Her insanın taşıdığı bir anlam… Her yaranın öğrettiği bir şey… Ve her gecenin içinde, henüz doğmamış olsa bile bir sabah…
Bedeniniz yorulabilir… Hayat sizi zorlayabilir… Yollar uzayabilir… Fakat siz, içinizde yaşayan o küçük hayat ışığını koruyun! Çünkü bazen insan bir yere ulaşmak için yürümez. Yürürken yeniden kendisini bulmak için yürür. Ve belki de bütün yolculuğun sonunda varacağımız en önemli yer şudur:
Kendimiz… Kendimize… Hayata… Ve her şeye rağmen yeniden başlayabilme cesaretine…