Alaycılığın Sonu Hüsrandır

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

11-07-2026 15:57

Alaycılığın Sonu Hüsrandır

​Bazen okul sıralarında, bazen arkadaş ortamlarında, bazen de insanların bir arada bulunduğu  yerlerde mutlaka rastlamışızdır onlara. Kendi halinde, sessiz, sakin ve kimseye zararı dokunmayan insanları gözlerine kestirirler. Bazen fiziksel bir özelliklerini, çoğunlukla da o  temiz, ruh dünyalarını hedef alırlar.
Yıllarca anlam veremezdim bu insanların niyetine; birini aşağılamak, hakir görmek veya incitmek nasıl bir tatmin sağlayabilirdi ki?

​Sonraları anladım ki, asıl aciz olanlar o alay edenlerin ta kendisiymiş. Kendi içlerindeki derin boşlukları, yetersizlikleri ve kompleksleri kapatmak için ellerindeki tek kirli sermaye buymuş. İç dünyaları zerre kadar gelişmemiş, gönül dünyalarında tam bir facia yaşayan bu "insansı varlıklar", başkalarını küçülterek kendilerini büyüteceklerini sanıyorlar. Oysa ne büyük bir aldanış!

​Gençlik yıllarımda görüp de anlam veremediğim bu çirkin karakterin, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de asırlar öncesinden sert bir ikazla reddedildiğini öğrendim. Hümeze Suresi, tam da bu tabloyu resmeder: "Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve ayıp aramayı alışkanlık edinenlerin vay haline!" (Hümeze, 1).

​Ayetin başındaki o "Veyl" kelimesi, Türkçemize "vay haline, yazıklar olsun" diye çevrilse de asıl manası çok daha derindir. Bu, Allah’ın o kullarına karşı rahmet sıfatı yerine gazap sıfatını celp etmesi demektir. Yaratıcısının rahmetinden mahrum kalıp gazabına uğrayan bir insan ise, hiç şüphesiz iki cihanda da hüsrana uğramış demektir. Düşünün ki, hesap gününde her zerremizle O’nun rahmetine muhtaçken, bir insan kendini neden böyle bir ateşe atar? Birini diliyle, kaş-göz işaretiyle, alaycılığıyla yıkanlar, aslında kendi ahiretlerini yıktıklarını fark edemeyecek kadar körleşmişlerdir.

​Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim’de bizlere nasıl bir insan olmamız gerektiğini açıkça bildirmiş; bazı sıfatları överken, bazılarını ise kesinlikle yasaklamıştır.
​Allah’ın övdüğü sıfatlar; müminlerin merhametli, alçakgönüllü ve vakurlu olmalarıdır. Furkan Suresi 63. ayette şöyle buyrulur: "Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attığı zaman, 'Selam' der (geçerler)." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Müslümanı, elinden ve dilinden emin olan insan olarak tarif etmesi bizlere rehberlik eder. 

​Öte yandan, Allah’ın bizde görmeyi arzu etmediği, rahmet yerine gazabını celbeden sıfatların başında kibir, gurur ve insanları küçük görmek gelir. Lokman Suresi 18. ayette açık bir ihtar vardır: "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri asla sevmez."

​Fakat gerçekten aciz olanların kalbindeki hastalık sadece tek bir insanla sınırlı kalmaz; zamanla bir topluma, bir inanca ve mukaddesata karşı bir istihzaya dönüşür. Bu durum, tarihin her döneminde karşımıza çıkan hastalıklı bir reflekstir. Rabbimiz, onların bu kaypak sığınaklarını Tevbe Suresi 65. ayette yüzlerine vurur: "Şayet onlara soracak olursan, 'Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'"
​İş bununla da kalmaz; kendi sığ dünyalarında boğulanlar, samimiyetle inanan temiz insanları "akılsızlık ve cahillik" ile itham edecek kadar ileri giderler. Bakara Suresi 13. ayette onların bu kibirli halleri ve aldıkları ilahi cevap şöyle aktarılır: "Onlara, 'İnsanların inandığı gibi siz de inanın' denildiği vakit, 'Biz de o ahmakların (sefihlerin) inandığı gibi mi inanacağız?' derler. İyi bilin ki, asıl ahmaklar kendileridir, fakat bilmezler."

​Sonuçta okulda, iş yerinde ve en fazla da sosyal medyada karşılaştığımız, başkalarının eksikleriyle eğlenen veya inançlarını hedef alarak prim yapmaya çalışanlar; aslında içlerindeki büyük bir yangını gizlemeye çalışıyorlar. Kendi açıklarını örtecek bir erdemi, yeteneği ve ahlakı olmayanların sığındığı tek liman istihza ve alaycılıktır.
​Bunlara rağmen mümin; yıkan değil yapan, inciten değil incitmeyen kimsedir.

Rabbim bizleri diliyle dünyaları yıkıp ahiretini yakanlardan değil; gönül dünyası iman, vakar ve merhametle imar edilmiş kullarından eylesin.

​Selam ve duayla,
​Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00