Bir Kitabın İçinden Çıkıp Hayata Dokunan Adam
Bazı adamlar vardır; bir kitabı okur ve o kitabın sayfaları kapanmaz.
Cümleler biter ama içlerinde bir şey başlar.
Okudukça anlar ki, okuduğu aşk kendi hayatında eksik kalmış, yarım yaşanmış, cesaret edilememiştir.
İşte o adam, bir yazarın satırlarında bulur kendini.
Tutkuyu. meftun olmayı, gözünü karartacak kadar sevmeyi.
Ve karar verir:
Yaşayamadıklarımı ona yaşatacağım.
Kadına dokunurken bile bir cümle kurar gibi dokunur.
Bakışı, romandaki bir paragraf kadar derindir.
Sözleri süslüdür, vaatleri büyüktür.
Aşkı anlatmaz, adeta sahneler.
Kadın sever.
Hem de çok sever.
Çünkü her kadın, bir erkeğin kendisi için yola çıkmasını ister.
Bir kitabı kapatıp, bir kalbi açmasını.
Adam kadına tutkuyu öğretir.
Beklemeyi, özlemeyi, yanarken susmayı.
Aşkın ateş olduğunu ama bazen yakarken bile güzel kaldığını hissettirir.
Ama.
Her büyük hikâyenin bir eksik sayfası vardır.
Adam, kitabın sonunu yazamaz.
Çünkü bazı erkekler aşkı çok iyi okur,
ama yaşamak kısmında korkar.
Kadın, tam olacağını sandığı yerde hep küçük bir boşluk hisseder.
Sarılır ama tamamlanamaz.
Sevilir ama doymaz.
Çünkü adam, ona aşkı yaşatmaya çalışırken,
kendi içindeki eksik adamla yüzleşemez.
Kadın şunu anlar:
Bir erkeğin okuduğu aşk,
yaşayabildiği aşktan her zaman büyüktür.
Ve en acısı da şudur:
Kadın, adamı değil.
Adamın olmak istediği hali sever.
Bir kitabın içinden çıkıp gelen adam,
kadına büyük duygular bırakır.
Ama bazen büyük duygular,
büyük mutluluklar getirmez.
Geriye ne kalır biliyor musunuz?
Güzel bir hikâye,
yarım kalmış bir aşk
ve bir kadının içinden hiç gitmeyen o cümle:
“Eksik değil miydik biz, yoksa sen mi tamamlanamadın?”
Işılay Kızılgöz