
24 Ocak 1993’te patlayan bomba bir arabayı değil, vicdanı paramparça etti.
O gün bir ülkenin hakikate ulaşma yolu mayınlandı. Sonrası tanıdık: Yıllar geçti, dosyalar kapatıldı, failler karanlıkta bırakıldı, adalet ertelendi. Her erteleme, karanlığın biraz daha büyümesi demekti.
Ama bilmediğiniz bir şey var:
Fikirler bombayla yok olmaz.
Uğur Mumcu, saklamaya çalıştığınız her belgede yaşıyor. Örtemediğiniz her gerçekte, cevaplayamadığınız her soruda yeniden karşımıza çıkıyor. Bir ülkenin hafızasında, cesur soruların cümlelerinde, “neden?” demekten vazgeçmeyen her kalemde varlığını sürdürüyor.
Onu öldürdüğünüzü sanırken kendi karanlığınızı büyüttünüz. Çünkü Mumcu’nun bıraktığı miras korku değil; ısrar. Suskunluk değil; sorgulama. Unutmak değil; hatırlamak.
Biz, kalemlerin kırılmadığı, sözün suç sayılmadığı, düşüncenin bombalarla susturulmadığı bir ülke istiyoruz. Herkesin korkmadan konuşabildiği, yazabildiği, kendini özgürce ifade edebildiği bir dünya düşlüyoruz. Kalemin gücünün namludan üstün olduğu, gerçeği yazanın bedel ödemediği, adaletin gerçekten savunulduğu bir milletin yaşadığı güzel bir gelecek istiyoruz.
Uğur Mumcu’yu saygıyla anıyoruz.
Ama yalnızca anmıyoruz: Unutmuyoruz, affetmiyoruz ve unutturmayacağız.
Çünkü hakikat, er ya da geç, yolunu bulur.
Ve biz, o yolu aydınlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Işılay Kızılgöz