
Küçük kız Işılay büyüdü, Atama olan aşkım
Aşkın, İzlerin ve Özgürlüğün Hikâyesi
Atam; seni görmeden, sesini duymadan sevdim. Beni babam ve annem senin aşkınla büyüttü; o aşkla okudum, o aşkla öğrendim, o aşkla direndim. Küçük yaşlarda bir masal kahramanına değil; bir ufka, bir idealle, bir geleceğe inanmayı öğreten bir adama bağlandım. Senin kurduğun Cumhuriyet sayesinde bugün özgür bir kadın olarak nefes alıyorum almaya da devam edeceğim bunun ağırlığını, kıymetini ve sorumluluğunu yüreğimde taşıyacağım.
Sen sadece bir komutan veya devlet adamı değildin; bir çağ açan, düşünceyi kurumsallaştıran, insanı insan yapan bir devrimin öncüsüydün. Osmanlı’nın enkazından, savaşların yorgunluğundan çıkan bir milleti alıp laik, eğitimli ve modern bir toplum hâline getirmek için attığın adımlar, hayatlarımızın her köşesine nüfuz etti. Cumhuriyet’in kuruluşunu başlattın; cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te ilan ederek milletimize kendi kaderini yönetme iradesini armağan ettin.
Eğitimden hukuka, dilden kadın haklarına kadar attığın reformlar, özelde benim gibi her Cumhuriyet kadınına yeni bir soluk verdin.Harf inkılâbı ile 1 Kasım 1928’de Latin alfabesini kabul ederek okuma-yazma seferberliği başlattın; bu sayede milyonlar bilgiye daha hızlı erişti, fikirler serbestçe dolaşmaya başladı.
Hukuk alanında attığın adımlar, özellikle 17 Şubat 1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile kadınlara medeni haklarda eşitliği sağladı; miras, şahitlik, çalışma hayatı ve medeni haklar bakımından kadınların konumu kökten değişti. Bu kanunla modern devletin hukuk temeli atıldı ve kadınların toplumsal hayata katılımı güvenceye alındı.
Siyasi hayatta kadınların sesi, senin liderliğinle güçlendi: 5 Aralık 1934’te Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi . Bu adım sadece bir yasama hakkı değildi; kadının kamusal alana, siyasete ve milletin kaderine müdahil olma onuruydu. Senin cesaretin ve öngörün olmasaydı; bugün oy kullanan, mecliste temsil edilen milyonlarca kadının yolu çok daha zor olurdu.
Bunlardan biride ben
Atam senin sözlerin, bizlere yol gösterir: “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.” Bu söz sadece bir cümle değil; yüzlerce kadının hayatında dönüşüm yaratan bir manifestodur. Sen bize “onurla ayakta durmayı” öğrettin.
10 Kasım, senin güneşin battığı gün değil; hatırlamanın, şükrün ve mirasını yaşatma kararlılığının günü. 10 Kasım 1938 sabahı saat 09:05’te ebediyete uğurlandın; o anda ülke bir ses, bir hüzün, bir saygı duruşuna büründü. O anki saygımız sadece geçmişin yasını tutmak değil; gelecek kuşaklara aktarmamız gereken değerlerin canlı tutulması içindir.
Atam; Ben bugün, senin sayesinde özgür bir cumhuriyet kadınıyım. Okuyabildiğim, yazabildiğim, seçebildiğim, üretim ve fikir sahibi olabildiğim için teşekkür borçluyum. Bu minnet, basit bir teşekkürden öte: her davranışta, her seçimde, her yetenekte sana layık olma çabasıdır. Çünkü sen bize yalnızca haklar vermedin; onlarla nasıl onurlu yaşanacağını öğrettin.
10 Kasım’da ayakta, başımız dik, gözlerimiz dolu ama kararlılıkla bekliyoruz. Bugün de, yarın da; her sabah Cumhuriyet’in ışığını korumak için elimizden geleni yapacağız. Senin inşa ettiğin değerleri yaşatmak; eğitimle, sanatla, bilimle, vicdanla büyütmek bizim görevimizdir. Mustafa Kemal'im, seninle büyüdük; seninle aydınlanıyoruz; seninle yaşlanacağız.
Atam, sana bir söz veriyorum:
Senin izinden yürüyen bir kadın olarak, özgürlüğün, eşitliğin ve aklın savunucusu olacağım. Senin emanetine sadakatle bakacağım. Senin aşkınla büyüdüğüm için gururluyum.
Ruhun şad olsun. 10 Kasım’da ve her gün, seni sonsuz bir aşkla anıyoruz.Her daim sonsuz bir aşkla sevmeye devam edeceğiz.
Saygılarımla
Işılay Kızılgöz