
Bu haftada erkekleri ele alalım istedim.
Ah Şu Erkekler.
“Ah şu erkekler ” diye başlarız çoğu zaman.
Bir cümle kurarız ve o cümlenin içine bütün erkekleri sığdırmaya çalışırız.
Önyargı hızlıdır, tanımaya zaman ayırmaz.
Oysa ne büyük bir yanılgıdır bu.
Erkekler tek bir kalıptan çıkmaz.
Her biri başka bir evde büyür, başka bir sesle uyanır hayata.
Kimi kendini yetiştirmeyi öğrenir, susarak, okuyarak, sabrederek.
Kimi hayata küskündür; içindeki yarayı öfkeyle kapatmaya çalışır.
Ama hepsi aynı değildir.
Hiçbiri aynı değildir.
Kadınları kitaba benzetirim ben.
Ama şunu da söylerim,
Her erkek de bir kitaptır.
Kapağına aldanma.
Aç, oku, satır aralarına bak.
İstersen değiştirirsin, istersen değişirsin.
Kötü yanlarını iyileştirmeyi seçersin ya da o hikâyeden usulca çıkarsın.
Ama yakmadan, yıkmadan, genellemeden.
İşte tam burada çıkar karşımıza âşık adam.
“Aşk susmaz, "âşık adam bağırmaz."
Âşık adam kolay bulunmaz.
Çünkü aşk, her erkeğin sırtına yakışmaz,
taşıyabilene yakışır.
Aşk cesaret ister, sabır ister,
en çok da kalabilme gücü.
Biz bu memlekette aşkı yıllarca kadınlara emanet ettik.
Kadınlar anlatsın, kadınlar yansın, kadınlar beklesin istedik.
Erkek sevsin ama belli etmesin,
sevsin ama zayıf görünmesin dedik.
Oysa en derin, en sessiz, en ağır aşklar
çoğu zaman erkeklerin içine gömüldü.
Âşık adam bağırmaz.
Sevdiğini ilan etmez; hayatına yerleştirir.
Kalabalıkta elini tutar,
yalnızlıkta omuz olur.
Aşkı süs yapmaz, sorumluluk bilir.
Göstermez, yaşatır.
Sözle değil, varlığıyla sever.
Âşık Veysel’i düşünün.
Gözleri görmezdi ama sevdayı herkesten fazla gördü.
Onun aşkı bakmak değildi, katlanmaktı.
“Benim sadık yârim kara topraktır” derken
yalnız bir kadını değil,
ömür boyu terk etmeyenleri anlattı.
Karacaoğlan aşkı saklamadı.
Sevdiği kadının saçını da yazdı, belini de.
Aşkı ayıplamadı.
Çünkü bilir ki utanılacak olan sevmek değil, inkâr etmektir.
Mahzuni Şerif’te aşk yalnız bir kadına değil,
memlekete, haksızlığa, isyana yönelmişti.
Severken susmadı,
isyan ederken sevgiden vazgeçmedi.
Dadaloğlu’nda aşk bile başkaldırıydı.
Sever ama diz çökmezdi.
Bağlanır ama kendinden vazgeçmezdi.
Cemal Süreya aşkı kutsallaştırmadı; insanlaştırdı.
İstedi, arzuladı, kaybetti.
Çünkü gerçek âşık,
kaybetmeyi de göze alandır.
Turgut Uyar ise sessiz âşıkların tercümanıydı.
Az konuşan, çok yanan adamların.
Onun dizelerinde aşk bağırmaz,
içeride çöker, derinde kalır.
Ve bütün bu adamların ortak bir noktası vardı.
Âşık adam yaralıdır ama kaçmaz.
Kıskanır ama boğmaz.
Korur ama hapsetmez.
Sevdiğini vitrine koymaz, yanına alır.
Tenine değil, önce ruhuna yaklaşır.
Bir kadının yorgunluğunu fark eder,
sormadan omuz olur.
Çünkü bilir.
Aşk bazen konuşmak değil, orada kalmaktır.
Âşık adam giderse geri dönmez.
Ama kaldıysa,
Sözünde kalır,
gecede kalır,
hayatta kalır.
Belki de sorun erkekler değildir.
Belki sorun, “ah şu erkekler” diye başlayan kolay cümlelerimizdir.
Çünkü aşk, kadınla erkeğin değil,
insanın imtihanıdır.
Ve âşık adam,
herkese değil,
denk gelene nasip olur.
"Yolumuz gerçek aşklara çıksın değerli okurlarım."
Sevgiyle kalın.
Işılay Kızılgöz