İnsan Olmak Yetmiyor Mu Artık?
İnsanlık…

Bir insan olarak toplumun içinde yaşıyorum. Aynı sokaklarda yürüyor, aynı gökyüzüne bakıyoruz. Ama bir şeylerin sürekli ters gittiğini görüyorum. Haklarımızı savunamadığımız, insanca yaşayamadığımız, düşenin elinden tutamadığımız bir dönemin içindeyiz. En acısı da buna alışıyor olmamız.
Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken; ortak kimliği, birlikte yaşama iradesini ve toplumsal bağı tarif ediyordu. Ona göre millet, yalnızca bir kalabalık değil; bilinçli bireylerin oluşturduğu güçlü bir bütündü.
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, sorumluluğu kimseye devretmeyen bir toplum anlayışının ifadesiydi. 
Atatürk, toplumun kurtuluşunu eğitimde görürken bunu net bir şekilde ortaya koymuştu. 
“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Çünkü biliyordu ki fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller olmadan ne adalet olur ne de gerçek birlik.
Hazreti Muhammed (s.a.v.) ise toplumun temelini ahlak, merhamet ve adalet üzerine inşa etti.
“Müminler bir bedenin organları gibidir” derken, birinin acısının diğerinden ayrı düşünülemeyeceğini öğretti.
“İnsanlar tarak dişleri gibi eşittir” sözüyle, toplumda üstünlüğün yalnızca insanlıkta ve ahlakta olduğunu vurguladı.
Adalet konusunda ise tavizsizdi:
“Kızım Fâtıma dahi hırsızlık yapsaydı cezasını uygulardım.”
Bu söz, ayrıcalık tanımayan bir adalet anlayışının en güçlü ifadesiydi. 
Bugün dönüp baktığımızda, bu iki büyük önderin işaret ettiği değerlerin tam ortasında olmamız gerekirken, ne yazık ki kenarından bile geçemediğimizi görüyorum.
İnsan olarak toplumun içindeyiz ama insanlığımızı yitiriyoruz.
Haklarımız var ama savunamıyoruz.
Sesimiz var ama duyuramıyoruz.
Elimiz var ama tutmuyoruz.
Oysa her insan, Allah tarafından tek, eşsiz ve tekrar edilemez yaratılmıştır.
Hazreti Muhammed (s.a.v.), “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” diyerek toplumsal sorumluluğu hatırlatmıştır.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözü ise hâlâ vicdanlarımızda yankılanması gereken bir uyarıdır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Yaradandan ötürü sevmiyor, saygı göstermiyor, empati kurmuyoruz.
Ya da bunu yapan çok küçük bir azınlık olarak kalıyoruz.
Soruyorum, 
Tekrarı olmayan bu hayat için neden bu kadar hoyratız?
Neden birbirimizi anlamak yerine yargılıyoruz?
Neden düşene el uzatmak yerine başımızı çeviriyoruz?
Atatürk’ün “En hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözüyle işaret ettiği bilinçle;
Hz. Muhammed’in “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” uyarısı birleşmeden bu toplum iyileşmez.
Bu yazı bir çağrı olsun istiyorum.
Hatta bir farkındalık, 
İnsanların birbirini sevmesini, saymasını, empati kurmasını, birbirine sahip çıkmasını istiyorum.
Çünkü biz, bu topraklarda yalnızca yaşamayı değil. insanca, onurlu ve vicdanlı yaşamayı hak ediyoruz.
Benim değerli okurlarım
Saygı ve sevgilerimle 
Işılay Kızılgöz