
Aralık.
Kışın habercisi olan o ilk ay, Aynı zamanda yılın sonu, yeni bir senenin ise sessizce kapıyı araladığı zaman dilimi. Takvim yaprağından çok bir ruh hâlidir Aralık, hem vedaları hem umutları aynı anda taşır içinde.
Ağaçların yapraklarını birer birer döktüğü, çiçeklerin sustuğu bu ayda doğa dinlenmeye çekilir. Soğuk, yalnızca havaya değil, insanın içine de dokunur. Ama eskiden bu dokunuş üşütmezdi; aksine ısıtırdı. Çünkü Aralık, evlerin içine sinen ıhlamur kokusu demekti. Mutfağın bir köşesinde kaynayan çorbalar, camları buğulayan sıcaklık, soba bacalarının temizlenip sobaların özenle kurulduğu günlerdi. Soba üstünde ağır ağır demlenen çay, çıtırtısıyla pişen kestaneler. O sesler ve kokular, hayatın en sahici hâliydi.
O zamanlar insanlar daha yavaştı ama birbirine daha yakındı. Sohbetler uzundu, kelimeler samimiydi. Kapılar kilitlenmek için değil, çalınmak için vardı. Sobanın etrafında toplanan aileler, aynı hikâyeyi defalarca dinlese de sıkılmayan yüreklerdi. Kış, insanı insana yaklaştırırdı; soğuk dışarıda kalır, sıcaklık hem evin hem kalbin içinde olurdu.
Aralık aynı zamanda bir muhasebe ayıydı. Bitmekte olan yıl, soba başı sohbetlerinde tartılır; yaşananlar hatırlanır, kırgınlıklar sessizce düşünülürdü. Çay buharına yeni yıl dilekleri fısıldanırdı. Umut, kestane kabuklarının arasında saklanır, yeni senenin daha güzel olacağına inanılırdı. Aralık, bir bitişten çok yeniden başlama hissiydi.
Şimdi ise sanki Aralık yalnızca takvimde kaldı. Ağaçlar yine yaprak döküyor ama şehirler kokusuz. Evler sıcak olabilir ama sessiz. Sobaların yerini petekler, sohbetlerin yerini ekranlar aldı. Çay var belki ama deminde eksiklik, muhabbetinde yarım kalmışlık hissi var. İnsanlar aynı odada ama farklı dünyalarda. Yüzler asık, kelimeler kısa, zaman aceleci.
Eskiden kış paylaşmaktı; şimdi katlanmak gibi. Eskiden Aralık içimizi ısıtan bir başlangıçtı; şimdi çoğu zaman içimize üşüyüş bırakıyor. Ne sokaklarda kestane kokusu kaldı, ne kulaklarımızda soba çıtırtısı. En çok da o birlikte olma hâli eksik. Kalabalık ama yalnız evler, yan yana ama uzak insanlar var artık.
Belki de Aralık hâlâ aynı Aralık , Değişen mevsimler değil, biziz. Kokuları unutan, sohbeti erteleyen, sıcaklığı ihmal eden biz. Oysa biraz durup hatırlasak; bir çay koyup yan yana otursak, bir kelimeyi içten söylesek, bir kapıyı gerçekten açsak.
Belki Aralık yeniden sadece soğuğun değil, sıcaklığın da habercisi olur.
Belki yılın son ayı, gerçekten yeni bir senenin umudunu taşımaya yeniden başlar.
Işılay Kızılgöz