Bir Yanımız Eksik

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

27-06-2026 11:56

Bir Yanımız Eksik

​Dünyaya gözlerimizi açtığımız o ilk anı düşünelim. Tamamen savunmasız, muhtaç bir varlık olarak adım atarız bu fani dünyaya. Ancak hepimiz aynı imkanların içine doğmayız. Kimileri bu yolculuğun daha en başında, en güvenli sığınakları olan anne veya baba şefkatinden mahrum; öksüz ya da yetim olarak başlar hayata. Kimileri bedensel bir engelle, kimileri ise imkansızlıkların, coğrafyanın ve yoksulluğun tam ortasında açar gözlerini.
​Bu başlangıç, insanı daha ilk nefeste o can yakıcı gerçekle yüzleştirir: Dünya eksik bir yerdir ve insanın hep bir yanı noksandır.

​Hayatın devam eden yolculuğunda bu noksanlıklar şekil değiştirir. Bir tarafta hayatı boyunca bazı yoksunluklarla, engellerle mücadele edenler; diğer tarafta ise her türlü nimetin, imkanın ve konforun içinde var olanlar durur.
​Dışarıdan bakan bir göz, varsıl olanın her zaman daha şanslı olduğunu, yoksun olanın ise hem bu dünyada hem de (hâşâ) ahirette bahtsız bir konumda kaldığını varsayar. Oysa hayatın hakikat aynası, bu varsayımı tam tersiyle tezahür ettirir.

​Varlık şımarıklığı ve kibir, çoğu zaman insanı uyuşturur, ruhunu hantallaştırır ve onu asıl gayesinden uzaklaştırır.
​Yokluk ve mahrumiyet ise şayet doğru göğüslenirse, insanı bileyen, ona çelikten bir irade kazandıran ve çok daha kuvvetli bir karakter inşa eden bir fırına dönüşür.
​Elbette bu olumsuzluklar ve imtihanlar insan önünde her zaman iki yol açar: İlk yol, insanı isyana, yılgınlığa ve sürekli mazeret üretmeye götüren karanlık bir dehlizdir. İkinci yol ise acıdan ve eksiklikten beslenen, onu sarsılmaz bir inanca, çelik gibi bir gayrete dönüştüren selamet yoludur.

​Daha önce kaleme aldığım "Memleketten Uzaklara" başlıklı yazımda, bu dünyanın bizler için esasen bir gurbet, ahiretin ise asıl ve kalıcı yurt (dâr-ı bekâ) oluşu kavramını işlemiştim. Tam da bu minvalde, ister yoksunlukla boğuşalım ister nimetler içinde yüzelim; bu dünyadaki hiçbir mutluluk tam, hiçbir başarı eksiksiz değildir.
​"Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!" (Ankebût Suresi, 64)

​Dünyadaki her nimet, doğası gereği yarımdır. En güzel sofranın sonu, en büyük neşenin bir bitiş çizgisi vardır. İnsanın kalbi ve istekleri büyüktür; bu küçük dünya ise o kalbi doyurmaya, isteklerin hepsini karşılamaya yetmez. Her nimet, ancak ve ancak ahiretin o sonsuz iklimiyle buluştuğunda mükemmele erecektir. Buradaki eksikliklerimiz, oradaki tamamlanışımızın müjdecisidir.
​Peki, eksikliklerle başlayıp, acılarla yoğrularak kemale ermenin en muazzam örneği kimdir diye sorsam? Şüphesiz, aklımıza ilk O gelir...

​Doğmadan önce babasını, henüz altı yaşındayken annesini kaybeden, yeryüzünün gördüğü en yalnız ama en azimli yetimi: Hz. Muhammed (s.a.v.).
​O’nun hayatı, acının insanı nasıl olgunlaştırdığının, azmin ve inancın neleri inşa edebileceğinin en canlı bürhanıdır. Sadece çocukluğunda değil, büyüdüğünde de acı O’nun yakasını bırakmamıştır. Evlatlarını elleriyle toprağa vermenin o tarifsiz sızısını yaşamış, doğup büyüdüğü memleketinden sürülmüş, açlıkla ve ihanetle sınanmıştır. Fakat O, hiçbir zaman mazeretlerin arkasına saklanmamış, isyanın diline yaklaşmamıştır. O'nun hayatındaki bu hüzün ve sabır, Rabbimizin şu hitabıyla ebedi bir teselliye kavuşmuştur:
​"O, seni bir yetim iken bulup barındırmadı mı? Seni yol bilmezken doğru yola iletmedi mi? Seni ihtiyaç içinde bulup zengin etmedi mi?" (Duha Suresi, 6-8)
​Daha önce de değindiğim gibi, bizzat Peygamberimize hitap eden bu ayetler, bizlere de dolaylı olarak hitap eder. Aynı yoksunluklar ve kendi imtihanlarımızla yoğrulan dünyamızda; ayetin bu eşsiz anlatımı, Rabbimizin muhakkak her zorluğun ve imkansızlığın sonunda bir kolaylık ve imkan yaratacağına olan sarsılmaz inancımızı perçinler.

​Kıymetli okur, eğer bugün bir yanınız eksikse; sağlıktan, varlıktan, sevdilerinizden yana bir mahrumiyetin gölgesi üzerinize düşmüşse, kendinizi asla hüsranda saymayın. Unutmayın ki saraylarda büyüyen Firavunlar helak olurken, nehirde bir sepete bırakılan yetim Musa dünyayı değiştirmiştir.
​Dünyanın eksikliği, ahiretin mükemmelliğine açılan bir kapıdır. Önemli olan, payımıza düşen eksikliği isyanla büyütmek değil, inanç ve gayretle o noksanlıktan bir şaheser çıkarabilmektir. Çünkü biz bu memleketten uzaktayız ve asıl yurdumuza vardığımızda, buradaki tüm eksiklerimiz zarafetle tamamlanacaktır inşallah.

​Selam ve duayla.
​Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00