Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

21-06-2026 17:02

Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet

​Gece; kapkara bir gökyüzü ve sessizlik saatleri… İnsan kendiyle baş başa kaldığında, uykusunun kaçtığı o anlarda zihni, geçmişe duyulan özlemle geleceğe dair beklentilerin çarpıştığı binlerce duyguyu bir anda yaşar. O anlarda, günün üzerimizde bıraktığı tüm izlerin ötesinde, içimizi dolduran yaşamın derinliği içinde bitmek bilmeyen bir soru cevap bekler: "Bir gün her şey son bulacak."

​Düşünen, konuşan, sorgulayan o "ben"in artık burada olmayacağı düşüncesi, zihne kocaman bir karanlık gibi çöker. Yıllar öncesinde yoktuk, ileride yine yok olacağız. İnançtan bağımsız baktığımızda; gecenin karanlığında zihnimizde beliren bu düşünce, varlığımızı bir hiçliğe indirger. Karanlıkta bir an ışığını yakan ateş böceği gibi parladık ve sonra tekrar o karanlığa döneceğiz. Peki, bu geçicilik duygusunu neden bu kadar derinden hissediyoruz?

​Dünya her sabah yeniden başlar. Canlılık, birbiriyle iç içe bir ağ gibidir. Acıkırız, yeriz; severiz, arzularız. Tüm bu ihtiyaçlar, yaşamın devamı için birer olmazsa olmazdır; ancak insanı tüm canlılardan ayıran sadece bu biyolojik ihtiyaçlar değil, o ihtiyaçların ardında gizlenen "sonsuzluk arzusu"dur. İlk hikayemiz, Âdem babamızın ve eşinin yasaklı ağaca uzanışıyla başlamadı mı? Şeytanın onlara fısıldadığı o çekici vaat, en büyük arzu olan "melekler gibi ebedi olma" fikriydi.

​İşte tam bu noktada ahiret inancı, tıpkı su ve hava gibi insanın varoluşsal bir ihtiyacı olarak beliriyor. Yok olmak, çürüyüp gitmek insanın tabiatına aykırı bir sondur. Üstelik bunca nimet ve insanın üzerindeki bunca sorumluluk varken, sadece bir "yok oluş" nasıl kabul edilebilir?

​İnsan görmek ve dokunmak ister; ancak burası bir imtihan sahasıdır. Sonucun belli olduğu, herkesin eşit olduğu bir sınav, hayatın temel varoluşuna ne kadar uygundur? "Hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratan" Mutlak İrade, bize ölümü bir son değil, bir geçiş kapısı olarak sunuyor. Üstelik gönlünü O’na açan her kalbe, herkesin anlayabileceği misaller veriyor.

​Kur'an, ahireti anlatırken bize yağmuru ve kurumuş, ölü toprağın yeniden dirilişini misal verir. Bu manzara, her insanın şahit olduğu ancak çoğu zaman derinliğini unuttuğu bir hakikat olarak hep devam eder. Sadece mevsimler mi? Günün döngüsü de öyle değil mi? Sabahın doğuşu adeta çocukluğu, öğle vakti gençliği, akşamüstü orta yaşı, yatsının karanlığı ise vedayı temsil eder. Her gün bir hayatı anlatır insana. Fakat bu sondaki veda, aynı zamanda yeni bir sabahın müjdesidir. İnanan ve gören insan için sessiz gece, bize adeta ahireti kendi lisanıyla beyan eder; çünkü güneş her sabah yeniden doğarak, bize "yok oluşun nihai olmadığını" gösterir.

​Tüm yatırımımızı bu dünyaya yapıp ahireti bir kenara itmek, aslında o "sonsuzluk" isteğimizi yanlış yere yönlendirmektir. Nihayetinde her nimetin bir hesabı, her iyiliğin gerçek manada karşılığını bulacağı ve hiçbir suçun karşılıksız kalmayacağı bir yerin varlığına duyulan ihtiyaç, en temel hakikatimizdir. İnsan, kendi içindeki bu kadim sorunun cevabını ancak o kapı açıldığında, o "gerçek" sabaha ulaştığında tam anlamıyla duyabilecektir.

​Bunun için bizlere rehber gönderen; bizleri karanlıktan aydınlığa, uçurumun kenarından selamet yoluna sevk eden Rabbim, ayaklarımızı bu yolda sabit kılsın. Bizleri sırat-ı müstakimden ayırmasın. O’na hamd eder, gönderdiği değerli elçilerine ve bu yolda ilerleyen tüm mümin kardeşlerimize de selam ederim.

​Saygıyla ve duayla,
​Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00