​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

12-02-2026 12:50

​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ

​Dünyanın en kadim kokusu nedir diye sorsalar, sanırım çoğumuz "fırından yeni çıkmış ekmek kokusu" deriz. O koku sadece açlığımızı değil, ruhumuzdaki bir aidiyet hissini de besler. Ancak ekmeğin hikâyesi sadece bir doyum meselesi değil; su, un ve ateşin iç içe geçtiği muazzam bir tekâmül yolculuğudur. Tıpkı insan gibi…

​Bir Başakta Bin Bereket
​İnsan da ekmek de aslında tek bir "tohum" ile başlar. Kur’an-ı Kerim, yapılan bir iyiliğin ve verilen bir sadakanın karşılığını anlatırken bizi o muazzam buğday başağına götürür:
​"Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren, her başakta da yüz tane bulunan bir tek taneye benzer..." (Bakara, 261)
​Bir tane toprağa düşer, ölür ve sonra yüzlerce tane olarak dirilir. Ekmek de öyledir; binlerce buğday tanesi un olup kimliğini kaybeder ki sofrada bir berekete dönüşsün. İnsanın iyiliği de böyledir; verdikçe eksilmez, bir başak gibi çoğalır.

​Tek Çizgi: Tevhidin Mührü
​Ekmeğin fırına verilmeden önceki o son dokunuşu, aslında bir inancın sessiz beyanıdır. Dikkat ettiniz mi? Bizim fırınlarımızdan çıkan ekmeklerin üzerinde genellikle tek bir çizgi vardır. Bu, "Elif" gibi dimdik duran tek çizgi; Tevhid inancının, yani Allah’ın birliğinin ekmekteki mührüdür. "Lâ ilâhe illallah" demenin fırıncı küreğindeki son hâlidir.
​Batı kültüründe, özellikle eski Fransız geleneğinde (francala) ekmeklerin üzerine atılan üç çizgi ise Teslis inancını (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) simgeler. Bizim ekmeğimizdeki o tek yarık; sadeliğin, birliğin ve sadece "O"na olan yönelişin nişanesidir.

​Ateşle Gelen Kimlik
​İnsan da dünyaya bir "hamur" olarak gelir. Özü topraktır, hamurunun suyu ise imtihandır. Başlangıçta sadece bir potansiyeldir; dağınıktır, hamdır. Tıpkı unun toz hâli gibi... Bir araya gelmesi, yoğrulması ve o "bekleme" sürecinden geçmesi gerekir. Biz bu sürece sabır diyoruz.
​Ardından işin esas kısmı başlar: Ateş. Belki de Yunus Emre bu pişme hâlinden çok etkilenmişti; çünkü o da hamdı. Un ve suyun karışımı gibi, insan da hamdır. Zamanla olgunlaşır, pişer ve ekmek gibi bir kıvam alır. Yunus’un deyimiyle: "Hamdım, piştim, yandım."

​Sofranıza gelen o sıcak ekmeğe bir de bu gözle bakın. Üzerindeki o tek çizgide Tevhidin mührünü, kokusunda toprağın bereketini, dokusunda ise ateşin sabrını göreceksiniz. Bizler de hayatın fırınında her gün biraz daha yoğruluyor, biraz daha pişiyoruz.
​Mesele, ateş karşısında kül olmak değil; o tek çizgiyi bozmadan, başkalarının gönüllerinde merhem olacak bir kıvam alarak fırından çıkabilmekte.

​Sevgiyle, muhabbetle.
Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00