GAZETECİLİK ONURU
Haber almak, gündemi bilmek insanın en doğal ihtiyacı ve hakkıdır. Sakaryada, Türkiyede, Dünyada olan biteni, gerçekler üzerinden öğrenme hakkımız yadırganamaz. Ama ne yazık ki bazı gazeteciler iftira ve yalanla kolkola yürüdükleri için mesleğin hakkını verememektedir.
Ben gazeteciyim diyenin, temelde bir haber vermemesi, yazılarının kendi yorumlarından ibaret kalması hatta o yazılara sık sık kendi özel hayatındaki tartışmaları taşıması onurlu bir yol mudur? Hem de oturduğu yerden...
Gazetecilik, birileri, birilerini ve kurumları delilsiz olarak karalasın, itibarsızlaştırsın diye yapılan bir haber alanı da olamaz. Sözde “kalem oynatarak” yapılan suçlamalar delillendirilmiyorsa, bilgi, belge, tarih, somut kanıtlar ve isimler sunulmuyorsa, bu, müfterilikten başka birşey değildir. Özellikle yerelde ve dijitalde, bu büyük hatalara düşen birçok “gazeteci” mevcuttur.
Peki gazetecilik, neden, kurumlara, kuruluşlara, stk. lara, devlet yetkililerine bu derece kolay bir şekilde iftira atılabilir hale geldi? Bazı gazeteciler neden bu fitnenin başını çekiyor? Çünkü yalan, asparagas haber yapanlara bunun vebali ödetilmiyor; halkı yanlış bilgilendirenler hiç vakit kaybetmeden cezalandırılmıyor. Oysa, delillendirilmeyen her iftira için ayrı bir ceza verilmesi gerekiyor. Herkesçe bilinen şudur ki hiçbir insan, sırf gazeteci olmakla kendini suçtan ve günahtan beri eyleyemez.
Halbuki, “Ben yazdım oldu, ben söyledim bitti” kafası ivedi olarak değiştirilse, eleştiri kabul etmeyen gazeteciler kendilerine çeki düzen verse güzelim ülkemiz daha mutlu ve müreffeh olacak. Zira bu gazeteciler, toplumu yalana, dedikoduya ve fitneye sevkettikleri için sosyal, psikolojik ve ahlaki suçlar işlemekteler. Bu hasletler münafıkların huylarındandır. Pak dinimiz İslam’da, fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha büyük bir suçtur ve fitneciler mutlaka deşifre edilerek cezalandırılmalıdır. Basın özgürlüğü denilen şey, insanlara delilsizce iftira atma, topluluklara fitne sokma serbestisi olarak anlaşılmaya devam ederse vay halimize sevgili dostlar!
Şahsım gazeteci değilim ancak mesleğimin gazetecilik olmaması, bazı tahrikçi, toplumu isyana sevkedici gazetecileri görebilmeme engel değildir. Ayrıca gazeteci olmasam da iyi bir gazete okuru olmam yanında yazar ve şair olarak yerel- dijital gazetelerde de yazabiliyorum. Yanısıra itibarı yüksek bir devlet kurumunda on yıllardır devlet memuru olarak görev yapıyor; toplumumuzun güzel fidanlarına, çocuklara sosyal, milli ve dini, bedensel eğitimler veriyorum. (Haddizatında devletimiz, bu gönüllü-görevlisini defalarca başarı belgeleri ve madalyalarla onurlandırmıştır). Benim sözlerim de eleştirilebilir lakin doğru ve hak olan her yerde birdir ve tartışma götürmez.
Sırf kendi yorumlarından kurduğu hayali yazılarıyla gündemi yazdığını iddia eden veya sansasyonel (!) sözleriyle toplumu galeyana getirip isyana sevk eden gazetecilere tedbir alınması veya ceza kesilmesi toplum psikolojimiz ve toplum sağlığımız açısından şarttır. Asıl iyilik, asıl vizyon kanaatimce budur.
Birlik ve dirliğimizin bekası ümidimle...
Gülhan Yılmaz
DİB Eğitimci Yazar
DİB-TİF Lider İzci