Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

03-09-2026 15:50

Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır

İnsan Suresi’nin o sarsıcı ilk ayetleriyle başlamıştık yolculuğumuza. "Yeryüzünün misafiri" dedik insana. Yanında iki kâtip melek, önünde amel defteri ve üzerine kasem edilen o mübarek emanet: Kalem...

Geçen ay Batı Karadeniz’in meşe ve çam ormanlarıyla sarılı cennet misali bir köşesinde, küçük bir köy camisindeydim. 

Şehirlerin o büyük, şaşaalı mabetleri, yüksek kubbeleri, son teknoloji ses sistemleri ne kadar heybetli olursa olsun; o mütevazı köy camisinin iklimi bambaşkaydı. 

İçerideki genç hocanın duru ve içten kıraati, okuduğu ayetlerle doğrudan yüreğime dokundu.

O an bir kez daha anladım: Şaşaalı mekânlar yerine küçük, sade ve samimi iklimlerde huzuru çok daha derin hissediyordum. Hele bir camide... O sesin bir cihazdan değil; doğrudan havadaki doğal titreşimlerle yankılanıp kulağa ve ruha ulaşması, üstelik içten bir tilavetle buluşması bambaşka bir duygu.

Bu hakikat sadece cami içerisinde değil, bir dost meclisinde de böyledir. Güzel sözlerin sohbetle harmanlandığı o meclisler, tadı damakta kalan bir cennet sofrası gibidir.  Hadis-i Şerif’te müjdelenen o cennet bahçeleri... Allah’ın anıldığı, O’nun selamı ve rahmetiyle başlayıp nihayete eren her muhabbet, insana dünyada cennet nimetlerini yaşatır.

Orada bir kez daha idrak ettim ki kelam, gönüller arasına kurulan en sağlam köprüymüş. 

Bütün diller, bütün niyetler ve arayışlar dönüp dolaşıp aynı hakikate çıkıyor. Binlerce farklı lisan konuşuyoruz dünyada ama özümüzde hep aynı huzuru, aynı anlamı arıyoruz. 

Bu lisanların, seslerin ve duyguların çeşitliliği de şüphesiz O’nun varlığının ve azametinin hikmet dolu ayetlerindendir. 
Yunus Emre ne güzel demiş:
"Söz ola kese savaşı,  Söz ola kestire başı..."

Ne yazık ki bugün yüksek sesler, öfkeler ve hakaretler de aynı dudaklardan dökülebiliyor. Haklı veya doğru olsak ne fayda... Ses yükselip kaba kelam araya girince gönül kapıları kapanıyor; küfür ve hakaret insani bağları birer birer koparıyor.

Peki, bu dil gönle giden yolda nasıl bir rehber olmalı? Kalemi ve satırları okuyan insan zihnindekini diline nasıl aktarıyor?

Gün içinde hesapsızca konuşuyoruz; dudaklarımızdan binlerce kelime dökülüyor... Ama işin aslı sadece laftan ibaret değilmiş meğer.
Sözden, kelamdan bahsedince zihnime ve gönlüme hep iki ayet düşer. 

İlki İbrahim Suresi 24-25: "Güzel söz, kökü sabit, dalları göğe uzanan güzel bir ağaç gibidir."

İçimizdeki o temiz niyet, samimiyet ve dürüstlük... İşte o ağacın toprağın altında kalan, görünmeyen kökleri bunlardır. Kök ne kadar derine inerse, insan hayatın sert fırtınalarında o kadar dik ve sarsılmaz durur. 
Dışarıya taşan güzel sözlerimiz o ağacın göğe uzanan dalları, çevremize yaptığımız iyilikler ve dokunduğumuz hayatlar ise hiç bitmeyen meyveleridir.

Ve tam o dalların bittiği yerde Fâtır Suresi 10 devreye girer: "Güzel sözler O’na yükselir; onu da salih amel yüceltir."

Yeryüzünde söylediğimiz her doğru söz, o samimi kıraatte olduğu gibi tamir ettiğimiz her kırık kalp, adeta yerçekimine meydan okuyup Arş-ı Ala'ya yükselir. 

Fakat ayetin devamında bize incelikli bir mesaj vardır: O sözü göklere uçuracak kanat, bizim doğru ve güzel davranışlarımızdır; yani salih amelimizdir. Amel yoksa, eylemle desteklenmiyorsa söz havada kalır, zirveye ulaşamaz.

Demek ki söz; sadece dudaktan çıkan geçici bir ses dalgası değilmiş. Kökü kalpte, dalları hayatta, zirvesi ise göklerde olan muazzam bir köprüymüş.

Kalem yazdı. Melekler kaydetti. Dil söyledi. Kalp niyet etti. Ve amel, onu alıp göklere taşıdı.

Sözümüzün de özümüzün de o köklü ağaç gibi dimdik, meyveli ve sağlam olması temennisiyle...

Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Kalemden Levh-i Mahfûz’a 01-01-1970 03:00 Kıymetli Yazıcılar 01-01-1970 03:00 Kusursuzluk Yanılgısı ve İnsan 01-01-1970 03:00 Yeryüzünün  Misafiri 01-01-1970 03:00 Sınırların Hikmeti  01-01-1970 03:00 Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa...  01-01-1970 03:00 Kokluyorsak Varız 01-01-1970 03:00 Alaycılığın Sonu Hüsrandır 01-01-1970 03:00 İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00