Kusursuzluk Yanılgısı ve İnsan

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

17-08-2026 11:22

Kusursuzluk Yanılgısı ve İnsan

Kusursuz olmayı ne çok isteriz.
Her işimiz noksansız olsun isteriz. İdeal ölçülerimiz, kalıplarımız vardır. Üstelik sadece eşyada, malda değil; insanı da o kalıba sokarız. Bazen bedenen, bazen ruhen...

Oysa doğa nasıl çeşitliyse, bu farklılık nasıl bir zenginlikse, insandaki tüm beşerî haller de öyledir. Yaralarımızla, kusurlarımızla, özellikle Yaratan’ımıza karşı acziyetimizi hissettiren yanlarımızla adeta bir hazineyizdir belki de.

Hatırlayın; ilk yürümeye başladığımız zamanı. Kimse ilk adımda koşmadı. İlk bisiklet sürdüğümüz anı, ilk yazı yazdığımızı... Ki bu benim için çok değerli. Bu satırları okuyan kıymetli okur, belki senin de yazmak için önündeki en büyük engel o kusursuz olma duygun değil mi? İlk namaz ne kadar da zordu.

Ama hepsi acemi, hepsi düşe kalka. Tıpkı ayağa kalkmaya çalışan bir bebek gibi defalarca düşerek... Fakat o düşüşlerde ne bir pişmanlık ne de vazgeçiş söz konusudur. Her düşüş, yürümeyi öğrenen o minik beden için yepyeni bir tecrübedir. Acemiliğin o saf hali, kusursuzluğun o soğuk ve yapay iddiasından hem daha güzel hem daha ihlaslı değil miydi?

Ama bugün, ne yazık ki modern dünyanın dayatmasıyla herkes bizden ilk işte usta olmamızı bekliyor.

Zaman ilerler, çocukluk geride kalır ve karşımıza asıl büyük tuzak çıkar: Sosyal medya vitrinleri, pürüzsüz hayatlar, hatasız insan pozları... İnsan, dijital aynaların yalanına kapılıp kendini kusursuz sanmak, her an güçlü ve kusursuz görünmek zorunda hissediyor. Hata yapmak adeta bir suç, eksiklik ise affedilmez bir zayıflık gibi gösteriliyor. Öyle bir noktaya geldik ki, en ufak bir kusurumuzun yüzümüze vurulmasına tahammülümüz kalmadı.

Halbuki hata ayıp değil, hayatın bize sunduğu en dürüst veridir. Eleştiri ise o veriyi okuma kılavuzudur. Dışarıdan gelen yapıcı bir eleştiri ya da iç sesimizin dürüst muhasebesi, hatalarımızı daha berrak analiz etmemizi sağlar. Bizi geliştiren, olgunlaştıran ve hakikate yaklaştıran şey o ucuz alkışlar değil; aksine bizi silkeleyen, kendimize getiren doğru eleştirilerdir.

Hatasını göremeyen, kusursuzluk kulesine tırmandığını zanneden insan, aslında gelişime ve merhamete kapılarını kapatmış demektir.

Bu gerçeği idrak etmek için uzağa gitmeye gerek yok; ilahi kelamın irşadına kulak vermek yeter. Kur’an-ı Kerim, insan olmanın en saf ve derin hallerini peygamberlerin kıssalarıyla gözler önüne serer ve bunu asla gizlemez; aksine öğretir:

Hz. Âdem’in (a.s.) unutkanlığı ve acele etmesi; “Onda bir azim bulamadık” (Tâhâ, 115)

Hz. Mûsâ’nın (a.s.) öfkeyle karıştığı olay ve ardından “Rabbim, şüphesiz ben nefsime zulmettim, beni bağışla” itirafı (Kasas, 16)

Hz. Yûnus’un (a.s.) karanlıklar içinde “Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum” diyerek hatasını kabullenişi (Enbiyâ, 87)

Ve Sevgili Peygamberimiz’e (s.a.v.) gelen “Allah seni affetsin, niçin onlara izin verdin?” hitabı (Tevbe, 43)...

Allah, elçilerinin bile beşerî hallerini ve zellelerini bize anlatır ki umutsuzluğa düşmeyelim. Çünkü O’nun adı Settar’dır, Gafûr’dur, Tevvâb’dır.

Sosyoloji der ki: İnsan eksik olduğu için arayandır. Eksik olmasa aramaz, arayışa geçmezdi. Bilim de aynı hakikati tasdik eder: Beyin hata yaparak, yanılarak öğrenir. Hatasız bir beyin, gelişemeyen bir beyindir.

Nihayetinde mükemmel olan sadece Allah’tır; El-Kuddûs ve El-Kemâl sıfatları yalnızca O’na mahsustur. Bizler ise hata ve kusurlarımızla var olan, acziyetini bilen varlıklarız. Bize düşen kusursuz olmak değil, samimi olmaktır. Hatasını bilen, istiğfar eden, iyi niyetle ve teslimiyetle yola devam eden birer kul olmaktır.

“Kusurlarımızla insanız, Allah'a inancımızla Müslümanız.”

Düşe kalka yürümeyi öğrenen çocuk, düştüğü için utanmaz. Biz ne ara hatamızdan utanır olduk, onlardan çıkaracağımız dersler her yaşta devam ederken...

Saygı, sevgi ve hürmetle,
Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Yeryüzünün  Misafiri 01-01-1970 03:00 Sınırların Hikmeti  01-01-1970 03:00 Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa...  01-01-1970 03:00 Kokluyorsak Varız 01-01-1970 03:00 Alaycılığın Sonu Hüsrandır 01-01-1970 03:00 İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00