Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa... 

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

25-07-2026 10:49

Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa... 

​Hayatın akışı içerisinde insanın kalbinin sükûnete ermesi ve adımlarının sabit kılınması, en temel ihtiyacı olan güven hissine bağlıdır. Güven inanmayı, inanmak ise hakiki bir inancı, yani imanı gerektirir. İman; yalnızca dilde zikredilen bir tasdikten ibaret olmayıp, Cenab-ı Hakk’a duyulan derin bir güven ve mutlak bir teslimiyettir.

​Mümin, kâinattaki hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, her şeyin ilahi bir tevafuk dairesinde cereyan ettiğini bilir. İmtihanlarla dolu bu dünyada karşılaştığımız her durum; hatta yaşanan afet ve musibetler bile, bu şuura erenler için birer hikmet kapısıdır.

​Güven duygusu, insanın ruhuna kodlanmış fıtri bir gereksinimdir. Ne var ki insan, imtihan süreçlerinde ilk olarak bu sığınak kalesinde sarsılır ve güvenini yitirme tehlikesiyle karşılaşır. Halk arasında sıkça kullanılan "Güvendiğim dağlara karlar yağdı" sözü, insanın beşerî sığınaklarının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne serer. Öyle ki; dağ misali azametli görünen maddi yahut manevi dayanaklar dahi zaman gelir bu ağır yükü taşıyamaz.

​Her nefis, ne yazık ki bu hassas duyguyu zaafa uğratabilecek veya istismar edebilecek bir potansiyele sahiptir. Yaş ilerledikçe ve hayatın acı tecrübeleri biriktikçe, saf güvenin yerini yavaş yavaş temkin ve insanlardan el etek çekme hâli—yani bir nevi yalnızlık—alır.

​Şimdi bu hususu idrak etmek adına, şu ayeti gönlüne bir mihenk taşı olarak yerleştir sevgili okur:
​"Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer, kendilerine O'nun ayetleri okunduğunda bu onların imanını artırır ve onlar yalnızca Rablerine güvenirler." (Enfâl Suresi, 2)
​İşte burada iman, sadece bir iddia olmaktan çıkıp vücut bulur; bağlılığın en somut hâline dönüşür.

​İnsan, dışarıdaki sığınakları birer birer kaybettiğinde, çoğunlukla en çok kendine güvenmeye başlar. İşte asıl çetin imtihan tam da o an başlar. Öz güven kisvesi altında beliren bu durum; kişiyi sırat-ı müstakimden koparan bir sürece evrilebilir ve ruhuna kibrin gölgesini düşürebilir. Kendi gücüne ve aklına mutlak bir paye biçen nefis, kısa süre sonra inşa ettiği bu yapay kalenin de yıkılışıyla yüzleşmek zorunda kalır.

​Böylece anlaşılır ki insan, ya beşer olmanın hudutlarını fark edip acziyetini anlayacak ya da o benlik denizinde boğulup gidecektir. Gerçek sığınak, fani varlıklar değil; varlığın da yokluğun da yegâne sahibi olan Yaratıcı’dır. Yalnızca O’na güvenmek, kalbin en büyük selameti ve kurtuluşun tek reçetesidir.

​Nitekim peygamberlerin hayatlarına ve temel vasıflarına baktığımızda, bu hakikatin en mükemmel örneklerini görürüz. Onlar, beşerî imkânların tükendiği en çaresiz anlarda dahi Rablerine olan sarsılmaz teslimiyetlerini korumuşlardır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), henüz peygamberlik görevi verilmeden önce bile toplumunda "El-Emin" (güvenilir) sıfatıyla anılıyordu. O, en zorlu anlarda da en güçlü olduğu zamanlarda da her daim tam bir teslimiyet sergilemiş; beşerî dağların karlar altında kaldığı o anlarda yalnız Allah’a sığınmıştır.

​Güven; fani olanlarda aranacak ham bir ümit değil, doğrudan Cenab-ı Hakk’a duyulan teslimiyetin adıdır. Ne mutlu o kalplere ki; kibrin gölgesinden arınmış bir tevazu ile "Hasbinallahu ve ni'mel vekil" diyerek yalnız O'na dayanır, yalnız O'na güvenirler.

​Tıpkı her gün, her vakit; her kıyam ve her kıraatte Fâtiha ile tekrar ettiğimiz o ilahi ahit gibi:
​"İyyâke na'budu ve iyyâke nesta'în."
(Yalnızca Sana kulluk eder, yalnızca Senden yardım dileriz.)

​Saygılarımla...
Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Kokluyorsak Varız 01-01-1970 03:00 Alaycılığın Sonu Hüsrandır 01-01-1970 03:00 İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00