SÜRPRİZ (Gerçek Hikaye)
Cep telefonunun olmadığı, sadece e-mail atılabilen zamanlardı. Üniversiteli genç kız vize sınavlarından birine koşturuyordu. O yoğun yağmurlu günde bedenini mahveden bir mide ağrısıyla cebelleşiyordu. Sanki içinde kocaman bir taş vardı da iç organlarını ezip geçiyordu. Kızcağız acıdan doğru düzgün nefes alamıyor, yürüyemiyordu. İki büklümdü. Kıpkırmızı bir suratla prefabrik sınıfın kapısında soluklandı.
Geç kalmıştı ilk defa bir şeye, bir yere. Bunu iyi bilen hocası sesini çıkarmadı. Yine de o masum yüzüyle, utanarak ilerledi sınıfta. Gözler üzerindeydi. En çok da Onun gözleri...
Gidip en arkaya oturdu. Şükür ki sınıf sıcacıktı. Ağrısı yüzünden sorulara odaklanamasa da sonuna kadar sınavda kalabildi. Herkes gittiğinde sınıf arkadaşı olan nişanlısıyla konuşma ümidi taşıyordu. Düşüncesi bile sırf mutluluktu. Ama birdenbire sönüp gitti umudu. Kaşla göz arasında kaybolmuştu delikanlı. Yüzüne bile bakmadan, tek söz etmeden gitmişti. Derdi neydi acaba gönlünün sahibinin? Bir hafta göremeyince ondan soğumuş olamazdı değil mi? Bunları düşündüğüne üzülerek hüzünlendi. Bir yandan da ona her fırsatta yardım ettiği anıları seyretti hafızasında.
Öyle zor durumdaydı ki bir an önce evinde, yatağında olmayı diledi. Fakültenin sarı ağaçlarla dolu güzel bahçesini arkasında bırakarak yağmurun altında mahzun, aheste aheste yürüyordu ki gıcır gıcır, bordo bir araba duruverdi yanında. Bu arabayı tanımadığı için şaşırdı lakin bozuntuya vermeden yürümeye devam etti. Arabadan korna çalınıp duruyor, o, yoluna devam ediyordu. Sonra bu ısrara dayanamayarak o meşhur kız merakıyla arabaya doğru baktı.
O gelmişti işte. “Neyin var?” diye sordu?
“Yine mide ağrısı!” diye cevapladı içinde baharlar açarken.
“Bu yağmurda o ağrıyla seni yalnız bırakmam! Hadi gel, yarım saate kalmaz evde olursun” dedi iyi delikanlı.
Sürpriz değil de neydi bu?
“Nerden çıktı?” diye sordu kız ağzı kulaklarında.
Delikanlı sevimli sevimli açıklıyordu:
“Rahatsız olduğunu anlar anlamaz koşup dayımdan arabasını aldım” Sonra bir nefes verip güldü ve “Senin için” dedi.
İkisinin de gözleri, dudakları, bütün hücreleri gülüyordu şimdi. Ân ne güzeldi.
Genç kız arka koltuğa oturdu. Yol boyunca hoş sohbetler ettiler. Gencecik gül gibi kızın vücudunda ağrı kalmamıştı.
GÜLHAN YILMAZ