TOPLUMUN, GENÇLİĞİN, EMEKLİNİN PSİKOLOJİSİ NASIL BOZULUR?
Psikoloji bir günde bozulmaz.
Bir gecede de çökmez insan.
Psikoloji, adalet duygusu zedelendiğinde bozulmaya başlar.
Psikoloji, emek değersizleştiğinde çatırdamaya başlar.
Ve psikoloji, bir insan yıllarca çalışıp didindikten sonra,
hiç çalışmadan para ödeyerek emekli olan birinin kendisinden daha yüksek maaş aldığını gördüğünde yıkılır.
Bugün bize “en düşük emekli maaşı şu kadar olacak” denildi.
Ama gerçek hayatta insanlar kiralarını ödeyemiyor, faturalarını denkleştiremiyor, torununa harçlık veremiyor.
Bir yanda 20–25 yıl çalışmış, mesai üstüne mesai yapmış,
hakkını tam alamadan emekli edilmiş insanlar var.
Diğer yanda ise kısa sürede, para yatırarak sisteme girip daha yüksek maaş bağlanan örnekler konuşuluyor.
İşte burada sadece bir ekonomik eşitsizlik değil,
bir ruhsal kırılma başlıyor.
Çünkü insanın emeği küçümsendiğinde,
kendisi de küçümsenmiş hisseder.
İnsan kendini değersiz hissettiğinde,
toplumdan dışlanmış hisseder.
Ve insan kendini dışlanmış hissettiğinde,
sessizce içine kapanır.
Bu kapanma;
önce utanç olur,
sonra öfke olur,
sonra çaresizlik olur.
Ve en sonunda travmaya dönüşür.
Bugün sokakta gördüğümüz birçok hastalığın, birçok kırgınlığın,
birçok sessiz çöküşün arkasında sadece yaş değil,
değersizlik hissi vardır.
Bir emekli torununa harçlık veremediğinde sadece cebine değil,
onuruna da dokunulur.
Bir emekli bayramda promosyon bekleyip alamadığında sadece para kaybetmez,
saygınlık kaybeder.
Bir emekli derneklere aidat ödeyip sesinin duyulmadığını gördüğünde
şu soruyu sormaya başlar:
“Beni kim savunuyor?”
Eğer sahalarda yeterince insan toplanamıyorsa,
eğer emeklilerin sesi güçlü çıkmıyorsa,
eğer yıllardır aynı sorunlar çözülmüyorsa,
o zaman şu soruyu sormak zorundayız:
Bu dernekler gerçekten emeklilerin hakkını arıyor mu?
Yoksa sadece makamları mı koruyor?
Çünkü bir dernek varsa,
amacı temsil etmektir.
Bir başkan varsa,
amacı konuşmak değil, sonuç almaktır.
Ve bir toplum varsa,
amacı sessiz kalmak değil, hakkını savunmaktır.
Bugün her gün bir emeklinin hastalandığını,
üzüntüden çöktüğünü,
hatta hayatına küstüğünü duyuyorsak,
bu sadece bireysel bir sorun değildir.
Bu bir sistem sorunudur.
Ama sistemi düzeltmek için önce şu soruyu dürüstçe sormalıyız:
Devletin önüne sunulan hizmet gerçekten emeklilerin lehine mi hazırlanıyor?
Gerçekten doğru kelimeler mi kullanılıyor?
Gerçekten doğru mücadele mi veriliyor?
Çünkü doğru mücadele verilseydi,
bugün fark olurdu.
Ve unutmayalım:
Emekli sadaka istemez.
Emekli lütuf istemez.
Emekli sadece hakkını ister.
BU BİR SOSYAL ÇÖKÜŞTÜR, BU BİR PSİKOLOJİK ÇÖKÜŞTÜR, BU BİR RUHSAL TRAVMADIR.
Basına soruyorum.
Dernek başkanlarına soruyorum.
Yetkililere soruyorum.
Bu kadar dernek varsa,
bu kadar başkan varsa,
bu kadar üye varsa,
neden sahalarda 500 kişi toplanamıyor?
Eğer insanlar toplanamıyorsa,
bu bir isteksizlik değil,
bir umutsuzluk göstergesidir.
Ben bir şifacıyım.
Ben olaylara sadece ekonomik değil, ruhsal boyutuyla da bakıyorum.
Bu çerçevede soruyorum:
Alacağını unutmayan bir sistem, vereceğini neden unutuyor?
Bugün bir psikoloğun seans ücretinin 8.000 TL olduğu bir düzende,
bir emekli kaç maaşıyla iyileşebilir?
Eğer bir emekli tek maaşla kirada oturuyorsa,
başka bir geliri yoksa,
yetkililerin yeni kanunlar çıkarıp
“Çocuklar baksın, kardeşler baksın” demesi
bir çözüm müdür?
Yoksa şu cümlenin başka bir şekli midir:
“Biz bu işi çözemiyoruz, siz kendi başınızın çaresine bakın.”
Bu söz, bir sosyal devletin sözü olabilir mi?
Bir emekli,
“Kimse gelmesin, ikram edecek bir şeyim yok” diyorsa
ve bayram günü panjurlarını kapatıyorsa,
bu sadece bir utanç değil,
bir tabutun kapağını kapatmak gibidir.
Devlet hastanelerinde doktorlar sık sık şunu söylüyor:
“Hastalıkların çoğu psikolojiktir.”
Peki o zaman şu soruyu sormak zorundayız:
Bir insanın psikolojisi ne zaman bozulur?
Ruhsal destek almaya gelen bir danışana ilk sorulması gereken soru şudur:
“Bu durum ne zaman başladı?”
Çünkü her hastalığın bir kökü vardır.
Ve çoğu zaman o kök, bir virüs değil,
geçim sıkıntısıdır.
Bu nedenle reçeteye sadece ilaç yazmak yetmez.
Bazen reçete yetkililere yazılmalıdır:
“Bu kişinin sorunu maddi geçim sıkıntısıdır.
Bu durum onu hastalığa doğru itmektedir.”
Bu sürecin sonuçları bellidir:
Suçluluk.
Değersizlik.
Küçük düşme.
Aşağılanmış hissetme.
Yalnızlık.
Umutsuzluk.
Ve en sonunda sessiz bir çöküş.
Bu yüzden tekrar soruyorum:
Bu kadar dernek varken,
bu kadar başkan varken,
bu kadar sorun varken,
neden sonuç yok?
Eğer sonuç yoksa,
sorun sadece para değildir.
Sorun, temsil eksikliğidir.
Sorun, ses eksikliğidir.
Sorun, cesaret eksikliğidir.
Ve unutmayalım:
Emeklinin sorunu sadece ekonomik değildir.
Emeklinin sorunu psikolojiktir.
Emeklinin sorunu ruhsaldır.
Bu nedenle bu mesele bir maaş meselesi değil,
bir insanlık meselesidir.
HASTA YOKTUR; HASTA EDEN SİSTEM VARDIR.
RUHLARI İNCİTİLEN İNSANLARIN ÇARESİZLİĞE SÜRÜKLENİŞİ VARDIR.
BU BİR SOSYAL ÇÖKÜŞTÜR,
BU BİR PSİKOLOJİK ÇÖKÜŞTÜR,
BU BİR RUHSAL TRAVMADIR.