
KREŞLERE MAHKÛM BIRAKILAN BEBEK RUHLAR
Kreşe karşı değilim!
Ama kreşte bebeklere bakan kişilerin nasıl bir gelişim süreci geçirdiğini, ailesinin geçmişini, kardeşleriyle iletişimini, çevresini ne kadar araştırıyoruz?
Bir eğitici olarak, bir ana sınıf öğretmeni ya da bakıcı hangi sınavlardan geçiriliyor?
Yoksa çocuk gelişimi okudu, ezberden diploma aldı, tamam mı diyoruz?
Stajı göstermelik mi yapıldı? Gerçek bir staj süreci oldu mu?
Ne yazık ki başımıza bir facia gelmeden bunların arkasını aramıyoruz.
Biz toplum olarak çoğu zaman şöyle davranıyoruz:
“Falanca yerde çok güzel bir kreş varmış, onun çocuğu da orada gidiyormuş, ben de çocuğumu o kreşe vereyim.”
Bir yarışın içindeyiz, farkında mıyız?
Kaç anne-baba gerçekten referansı derinlemesine araştırıyor?
Kaç kişi çocuğunu teslim ettiği kişinin yetiştiği aileyi, çevreyi,sosyal,sorumluluk anlayışını,ekonomik geçmişini sorguluyor?
Bugün “ENFLASYON” denilen ağır yükün altında aileler yavaş yavaş silindir gibi eziliyor. Karnını doyurmak derdine düşürülen aileler, çocuklarının duygusal açlıklatını unutur oldular... Unutturuldular.
Bu durum babanın evi geçindirmesini zorlaştırdı.
Anne de çalışmak zorunda kaldı."KADIN"çalışmalı da!
Çalışması'da gerekiyor, evet.
Ama o özendiğimiz ve bir türlü tam anlamıyla uygulayamadığımız Avrupa düzeninde sistem farklı işliyor.
Orada anne, çocuğunun yaşına göre desteklenir, çalışma düzeni ayarlanır.
Çocuk ise güvenli, denetimli ve nitelikli bir ortamda büyür.
Bizde ise çoğu zaman anne-baba çaresizlik içinde çocuğunu emanet ediyor.
Güvenmek zorunda kalıyor.
Bebek soğumuş anne sütünü içmezdi…
Anne kokusundan uzaklaştırılmazdı.
Anne bebeğini uyuturken saçını okşar, ninni söylerken büyütürdü evladını.
Peki siz ne yaptınız biliyor musunuz?
Annelerinden kuzularını erkenden alıp yabancı kokulara, yabancı ellere, bazen de sahte bir sevgi gösterisinin içine bıraktınız.
Gelecek nesilleri anneye babaya hasret, duygusal bağı zayıf çocuklara dönüştürme riskini büyüttünüz.
Öncelikle şunu açıkça söylemek isterim:
Çocuk doktorları, kreş öğretmenleri ve görevini hakkıyla yapan birçok yetkili…
Sözüm sizlere değil.
Sözüm;
“İş olsun da ne olursa olsun” anlayışıyla sevmediği mesleği yapanlara…
“Paramı aldım, görevimi yaptım, bana ne” diyen zihniyete…
Eğitimci gibi davranıp sadece mış gibi yapanlara…
Çünkü o enerjiyle büyüyen bebeklerimiz, en çok anne-babasına ihtiyaç duyduğu dönemde, duygusal olarak eksik kalma riskiyle karşı karşıya bırakılıyor.
Negatif duyguların tohumları işte o zaman atılıyor.
Şimdi suçlu aramaktan çok,
zararın neresinden döneriz ona bakmalıyız. Acilen…
Eğer bebeğinize günde bir defa sarılıyorsanız, iki defa sarılın.
Onu koklayın…
Sizin kokunuz, saf teniniz, kökünüzdür en güçlü ilaç.
Ve kreşlerde, görevleri dışında gereksiz temasların sınırlandırılması gerekir ki;
çocuk kendi kökünü, kendi güven duygusunu hissedebilsin.
Kökü karışmasın, aidiyeti zedelenmesin.
Ben bir uzman değilim…
Ama iyi bir gözlemciyim.
Bir anne, bir kadın olarak gördüklerimi söylüyorum.
Çünkü mesele sadece bir çocuk değil…
Mesele bir neslin "RUH ve BEDEN"Bütünlüğü ile ruhsal olarak sağlıklı büyümesi dir.