VİCDAN CİNSİYET TANIMAZ
SLOGAN:
KADIN GÜÇTÜR; AMA ADALET OLMAZSA GÜÇ YARAYA DÖNÜŞÜR. 

Peki bir erkek, Yıllar  boyunca eşinden ayrı yaşayıp, başka şehirlerde hayatını sürdürmesine rağmen nikahı düşürmezse bu ne anlama gelir?
Bu çoğu zaman kontrolü elinde tutma, sorumluluktan kaçınma ve güvence sağlama psikolojisidir.
Malını, mülkünü ve sosyal statüsünü koruma, yalnız kalmama kaygısı ve geçmişe bağlılık bir araya gelerek nikahı resmi olarak sürdürmesine yol açar.
Fiilen evlilik bitmiş olsa da, hukuki bağ ve korkular hâlâ bir bariyer oluşturur.
Benzer şekilde, gönülsüz davranışlar yalnızca erkekle sınırlı değildir.
Bir bardak suyu bile isteyerek değil, söylenerek ve isteksizce veren kişi — kadın da olsa erkek de olsa — ilişkide sevgi değil yük bırakır.
Çünkü sevgi, hatırlatma ile değil, gönüllülükle ortaya çıkar.
Bugün ne yazık ki azınlıkta kalan bir gerçek vardır:
Adil, vicdanlı ve sorumluluk alan kadınlar vardır.
Ama bu değerleri gerçekten taşıyanlar, çoğu zaman atalarından gördüğü terbiyeyi özüne işlemiş olanlardır.
Onlar için ilişki bir yük değil, birlikte yürünecek bir yoldur.
Fakat bazı kadınlar, karşısındaki kişiye her anlamda zarar verir, üzer, yorar.
Sadece sözle değil; ilgisizlikle, adaletsizlikle, sorumluluktan kaçınarak…
En çok da değersiz hissettirerek.
Bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur:

“Erkek, hayatına giren kadına neden zarar verir? Neden üzer?”
Çünkü çoğu zaman:
Sevgi görmeden büyümüştür. 

Saygıyı öğrenmemiştir
Sorumluluğu örnek almamıştır
Empatiyi deneyimlememiştir
GÜCÜ, SEVGİDEN ÜSTÜN SANMIŞTIR
İnsan ne görürse onu tekrar eder.
Şiddeti gören şiddeti, değersizliği gören değersizliği normal sanır.
Bir kadına verilen her gönülsüzlük, her adaletsizlik, her değersizlik eninde sonunda dönüp insanın kendi hayatına dokunur.
Çünkü hayatın en şaşmaz yasası şudur:
İNSAN, VERDİĞİNİ YAŞAR.
Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz.
Vicdanın olmadığı yerde sevgi büyümez.
Ve saygının olmadığı yerde hiçbir ilişki uzun süre ayakta kalamaz.
Toparlarsak:
Kadına verilen her gönülsüzlük, her adaletsizlik, eninde sonunda dönüp insanın kendi hayatına, ruhuna dokunur.
Ve işte başka bir katman başlar:
Kadın bu durumdan, erkeğin hayatına bir kadın girene kadar memnundur.
Çünkü eşe hizmet yok, paylaşım yok, konforlu, eşsiz ama garantili bir yaşam vardır.
Fakat başka bir kadın, erkeğin hayatına girdiğinde bu düzen bozulur.
Güvence hissi kaybolur, paylaşım ve bağlılık sorumlulukları devreye girer. Kıskançlık, hırs, intikam başlar. "KONFOR" Elden gidiyor korkusu.. 
İşte asıl savaş, travma ve çatışma tam burada başlar.
Ve bir başka gerçek daha var:
Çocuklarının annesi olan bir kadın, kendi evladının sevgisini ve bağlılığını göstermekten imtina ederken, yolun sonuna yaklaşırken — yani yaşamın çeyrek kala — erkeğin hayatına bir yol arkadaşı giriyorsa…
Bu aslında kadının kendi eksik sevgisiyle yarattığı bir ceza gibidir.
Çünkü verebilmediği sevgi ve paylaşımı, hayat başka birinin elinde tamamlanıyor.
Eşinin veremediği cezayı doğrudan o yaşam deneyimi, yaşatan kişi aracılığıyla gösteriyor.
İşte hayatın adaleti bazen böyle, ruhsal bir döngüyle kendini geri getiriyor.
Devamı diğer yazıda