Kadın konuşur, toplum olgunlaşır

Kadının sabrı dağları inletir; bunu gerçekten bilseydiniz, bugün bu kadar rahat konuşamazdınız.

Kadın; anadır, ana adayıdır, bir gün ana olacak kız çocuğudur. Bir kadına yapılmasını istemediğiniz hiçbir davranışı, hiçbir hareketi siz de yapmazdınız. Çünkü insan, önce anasından öğrenir sınırı, edebi, hakkı.

Hiç mi çocukken yalan söylediğinizde anneniz “diline sahip ol” demedi? Haramla temas ettiğinizde elinizin üstüne vurmadı mı? Doğruyu, adaleti, emeği öğretmek için kaç kez susarak, kaç kez bedel ödeyerek durdu karşınızda?

Emeğiyle ayakta durmaya çalışan bir anaya el uzatılır mı? Sonra da utanmadan, sıkılmadan, kimin parasını kime teklif edip bir kadını susturmaya kalkarsınız? Susmak size hiç rüşvetle mi öğretildi? Yoksa sessizliği hep güçsüzlük zanneden bir yerden mi bakıyorsunuz?

Eğer bir yerde ezildiyseniz, bunun hesabını adaletle sormak yerine, neden sesiyle var olmaya çalışan bir kadının üzerine yürüyorsunuz?

Ve sorulması gereken asıl soru şudur: Bir gencin, bir kız çocuğunun, bir yavrunun hak arama cesareti hangi gerekçeyle, hangi vicdanla dava konusu yapılabiliyor?

Bu satırlar bir kışkırtma değildir. Bu satırlar bir hatırlatmadır. Kadını, anneyi, vicdanı hatırlatma.

Kadın artık konuşuyor. Kadın konuşmaya başlamışsa, mesele ses değil; duymazdan gelmenin mümkün olmamasıdır. Kadının sesi yükseldiğinde, güç sandıklarımız yerini vicdana bırakır.

Tarih gösterir ki kadın konuşmaya başladığında, en büyük yapılar bile sessizleşmeyi öğrenir. Devler boyun eğmez belki ama yönlerini değiştirir.

Kadın konuşur, toplum olgunlaşır. Kadının susturulduğu yerde ise sadece kadın değil, toplum eksilir.

Bu bir meydan okuma değil; gecikmiş bir yüzleşmedir.

Kadın artık konuşuyor, kadın konuşmaya başlamışsa devler bile boyun eğer