KADIN SUSARSA, DÜNYA YAVAŞLAR.

Kadın Evde Yalnız, Kadın Kamuda Yalnız
Annelere seslendiğim ilk yazıdan sonra şunu daha net gördüm:
Kadın, yalnızlığı sadece evin içinde yaşamıyor.
Kamusal alanlarda da aynı sessizlikle çevreleniyor.
Yıllar boyunca hiçbir kadın benim yanımda durmadı.
Bunu bir sitem olarak değil, bir gerçeklik olarak yazıyorum.
Sonradan geldiler.
Aradan yıllar geçtikten sonra.
Ve neredeyse aynı cümleyi kurdular:
“Sen haklıydın ama biz o tarafta olmak zorundaydık.”
O “taraf” neydi biliyor musunuz?
Gücün olduğu yerdi.
Yetkinin, koltuğun, bütçenin olduğu yer.
O dönem Büyükşehir Belediyesi’nin yönettiği alanlardı.
Ben ise hakikatin tarafındaydım.
Bu yüzden yalnız kaldım.
Yaşadığım şey fiziksel şiddet değildi.
Ama dışlanmaydı.
Yok sayılmaydı.
Bilerek çağrılmamaktı.
Ve en acısı, kadınların sessizliğiydi.
Beni yıllarca “sorun çıkaran kadın” konumuna yerleştirdiler.
Bugün çok net görüyorum ki sorun ben değilmişim.
Sorun, itaat etmeyen kadının rahatsız edici bulunmasıymış.
Kurumsal yapılar bazen kadınları yan yana getirmez.
Aksine, birbirinden uzak tutar.
Bir kadını yalnız bırakır,
diğerlerine de şunu fısıldar:
“Sessiz kalırsan güvendesin.”
Ve yıllar sonra, işler değiştiğinde,
aynı kadınlar gelir ve şunu söyler:
“Biz biliyorduk.”
Bilmeleri yetmedi.
Durmaları gerekirdi.
Bu yazıyı yazıyorum çünkü artık şunu biliyorum:
Haklı olmak bazen yıllar sürer.
Ama hakikat, er ya da geç görünür olur.
Bu bir intikam yazısı değil.
Bu bir hafıza yazısıdır.
Çünkü hafıza,
bir kadının elinden alınabilecek en son şeydir.
Ve unutmayalım:
Kadınlar ancak yan yana durduğunda güçlenir.
Sessizlikle değil.