Unvanı Olana Makam, İnsana İsim Yakışır
Bir zamanlar biz, birbirimize adımızla seslenirdik. “Ali Bey, Mehmet Abi, Ayşe Hanım, Zeynep Ablacığım…” Her çağrının içinde bir sıcaklık, bir samimiyet, bir saygı gizliydi. İsimle hitap etmek, karşımızdaki insanın varlığını kabul etmekti. Ona değer vermekti. Onu sıradan kalabalığın içinden seçmek, onunla gerçekten konuşmak demekti.
Ama ne olduysa son yıllarda oldu.
Önüne gelen birbirine “hocam” diyor, kimse kimsenin ne hocası belli değil. Çay ocağında çalışan birine de, pazarda alışveriş yapan esnafa da “başkanım” deniliyor. Kimi zaman selam bile vermeden, sadece “abi”, “abla”, “dayı”, “amca” gibi genel geçer unvanlarla geçiştiriliyor her şey. Gerçekten dayısı mı? Değil. Amcası mı? Hayır. Ama ağzımız alışmış bir kere…
Birbirimize neden bu kadar temassız, bu kadar yüzeysel hitap ediyoruz artık?
Çünkü isim unutuldu, kişi unutuldu, kişilik unutuldu. Herkesin yerini bir “hocam”, bir “başkanım”, bir “baba” aldı. Farkında olmadan bir kişiliksizlik çağına sürüklendik. Oysa bir insanın adını bilmek, o adı anmak, onun hikâyesine saygı göstermekti.
Saygının Özü: İsmini Bilmek, İsminle Seslenmek
İsimle hitap etmek bir nezaket değil sadece, aynı zamanda bir tanıma, kabul etme biçimidir. Sizinle yeni tanışmış biri “Ali Bey” dediğinde kendinizi iyi hissetmez misiniz? Ya da yıllardır görmediğiniz bir çocukluk arkadaşınız, yıllar sonra bile size “Zeynep Hanım” diye seslendiğinde yüreğiniz ısınmaz mı?
Ama şimdi öyle mi?
Yeni tanışan insanlar bile isim sormadan “başkanım” deyiveriyor. Sanki her köşe başında bir başkanlık var! Kim neyin başkanı belli değil ama “başkanım” deyince sanki bütün mesafe kapanıyor sanılıyor.
Hayır efendim, kapanmıyor.
Samimiyet, içtenlik, isimde gizlidir. Birine adını sormadan “abi” demek kolaycılıktır. Bir kadına adını bile öğrenmeden “abla” demek basitleştirmektir. Çünkü siz onun kim olduğunu umursamamışsınızdır. Ona “Ali Bey” demek, “Sevim Hanım” demek varken, “hocam” diye geçiştirmek bir kaçıştır aslında. İnsanı tanımaktan kaçış…
Unvanı Olana Makam, İnsana İsim Yakışır
Bir de şu var: Herkes birbirine “hocam” diyor. E peki gerçek öğretmen ne yapsın? Üniversitede onca yıl okumuş, nesiller yetiştirmiş, akademik emek harcamış insana da aynı şekilde “hocam”; kahvede tavla oynayan arkadaşına da “hocam”. Bu kadar mı ucuzladı kavramlar?
Unvanla hitap etmek elbette bir saygı biçimidir. Ama yerinde, kişiye layık ve anlamında kullanıldığında. Bir valiye “Sayın Valim” dersin, bir belediye başkanına “Sayın Başkanım” dersin. Müdürse “Sayın Müdürüm” dersin. Bunlar toplum düzeninde karşılığı olan unvanlardır. Ama arkadaşına “başkanım” diyorsan, kendini değil, karşındakini de sıradanlaştırıyorsun.
Kimi Kaybettik Biliyor Musunuz? “İnsanı”
İsimsizleştikçe, birbirimize yabancılaştık. Herkes herkese aynı hitapla seslenince, hiç kimse kimseye ait hissetmez oldu. Oysa en sade, en samimi, en güven verici şey bir insanın size adınızla seslenmesidir. O ismin yanına bir “bey”, bir “hanım”, bir “abi”, bir “abla” eklendiğinde ise, o sesleniş sevgiye dönüşür.
Bir baba evladına “Mehmet’im” dediğinde, bir eş eşine “Canım Ayşe Hanım” diye seslendiğinde, bir dost dostuna “Ali Beyciğim nasılsınız?” dediğinde gönül bağları kurulur.
Ama şimdi herkes herkese “hocam” deyip geçiyor. Çünkü kolay. Çünkü temassız. Çünkü kişiliksiz…
İsminle Yaşarsın, İsminle Anılırsın
Bu yüzden dostlar, gelin yeniden isimlerimize sahip çıkalım. Tanıştığımız insanlara adlarını soralım. Onlara isimleriyle hitap edelim. “Bey”, “Hanım”, “Abi”, “Abla” gibi Türkçemizin zarif ekleriyle saygımızı gösterelim.
Amcası olmadığımız insana “amca”, başkanı olmadığı birine “başkanım” deme kolaycılığından kurtulalım. Unvanı olmayan insana unvan yakıştırmak ne samimiyettir, ne de nezaket. Gerçek saygı, ismini bilmek ve o isme değer vermektir.
Unutmayın:
Her insan önce adında yaşar. Adıyla büyür. Adıyla sevilir. Ve adını unuttuğunuz her insan, bir daha size tam olarak asla açılmaz.
REMZİ HAYTA YAZDI