Unvanı Olana Makam, İnsana İsim Yakışır

REMZİ HAYTA ( Gazeteci & Yazar ) Malatya'lı

14-07-2025 10:01

Unvanı Olana Makam, İnsana İsim Yakışır
Bir zamanlar biz, birbirimize adımızla seslenirdik. “Ali Bey, Mehmet Abi, Ayşe Hanım, Zeynep Ablacığım…” Her çağrının içinde bir sıcaklık, bir samimiyet, bir saygı gizliydi. İsimle hitap etmek, karşımızdaki insanın varlığını kabul etmekti. Ona değer vermekti. Onu sıradan kalabalığın içinden seçmek, onunla gerçekten konuşmak demekti.
Ama ne olduysa son yıllarda oldu.
Önüne gelen birbirine “hocam” diyor, kimse kimsenin ne hocası belli değil. Çay ocağında çalışan birine de, pazarda alışveriş yapan esnafa da “başkanım” deniliyor. Kimi zaman selam bile vermeden, sadece “abi”, “abla”, “dayı”, “amca” gibi genel geçer unvanlarla geçiştiriliyor her şey. Gerçekten dayısı mı? Değil. Amcası mı? Hayır. Ama ağzımız alışmış bir kere…
Birbirimize neden bu kadar temassız, bu kadar yüzeysel hitap ediyoruz artık?
Çünkü isim unutuldu, kişi unutuldu, kişilik unutuldu. Herkesin yerini bir “hocam”, bir “başkanım”, bir “baba” aldı. Farkında olmadan bir kişiliksizlik çağına sürüklendik. Oysa bir insanın adını bilmek, o adı anmak, onun hikâyesine saygı göstermekti.
Saygının Özü: İsmini Bilmek, İsminle Seslenmek
İsimle hitap etmek bir nezaket değil sadece, aynı zamanda bir tanıma, kabul etme biçimidir. Sizinle yeni tanışmış biri “Ali Bey” dediğinde kendinizi iyi hissetmez misiniz? Ya da yıllardır görmediğiniz bir çocukluk arkadaşınız, yıllar sonra bile size “Zeynep Hanım” diye seslendiğinde yüreğiniz ısınmaz mı?
Ama şimdi öyle mi?
Yeni tanışan insanlar bile isim sormadan “başkanım” deyiveriyor. Sanki her köşe başında bir başkanlık var! Kim neyin başkanı belli değil ama “başkanım” deyince sanki bütün mesafe kapanıyor sanılıyor.
Hayır efendim, kapanmıyor.
Samimiyet, içtenlik, isimde gizlidir. Birine adını sormadan “abi” demek kolaycılıktır. Bir kadına adını bile öğrenmeden “abla” demek basitleştirmektir. Çünkü siz onun kim olduğunu umursamamışsınızdır. Ona “Ali Bey” demek, “Sevim Hanım” demek varken, “hocam” diye geçiştirmek bir kaçıştır aslında. İnsanı tanımaktan kaçış…
Unvanı Olana Makam, İnsana İsim Yakışır
Bir de şu var: Herkes birbirine “hocam” diyor. E peki gerçek öğretmen ne yapsın? Üniversitede onca yıl okumuş, nesiller yetiştirmiş, akademik emek harcamış insana da aynı şekilde “hocam”; kahvede tavla oynayan arkadaşına da “hocam”. Bu kadar mı ucuzladı kavramlar?
Unvanla hitap etmek elbette bir saygı biçimidir. Ama yerinde, kişiye layık ve anlamında kullanıldığında. Bir valiye “Sayın Valim” dersin, bir belediye başkanına “Sayın Başkanım” dersin. Müdürse “Sayın Müdürüm” dersin. Bunlar toplum düzeninde karşılığı olan unvanlardır. Ama arkadaşına “başkanım” diyorsan, kendini değil, karşındakini de sıradanlaştırıyorsun.
Kimi Kaybettik Biliyor Musunuz? “İnsanı”
İsimsizleştikçe, birbirimize yabancılaştık. Herkes herkese aynı hitapla seslenince, hiç kimse kimseye ait hissetmez oldu. Oysa en sade, en samimi, en güven verici şey bir insanın size adınızla seslenmesidir. O ismin yanına bir “bey”, bir “hanım”, bir “abi”, bir “abla” eklendiğinde ise, o sesleniş sevgiye dönüşür.
Bir baba evladına “Mehmet’im” dediğinde, bir eş eşine “Canım Ayşe Hanım” diye seslendiğinde, bir dost dostuna “Ali Beyciğim nasılsınız?” dediğinde gönül bağları kurulur.
Ama şimdi herkes herkese “hocam” deyip geçiyor. Çünkü kolay. Çünkü temassız. Çünkü kişiliksiz…
 İsminle Yaşarsın, İsminle Anılırsın
Bu yüzden dostlar, gelin yeniden isimlerimize sahip çıkalım. Tanıştığımız insanlara adlarını soralım. Onlara isimleriyle hitap edelim. “Bey”, “Hanım”, “Abi”, “Abla” gibi Türkçemizin zarif ekleriyle saygımızı gösterelim.
Amcası olmadığımız insana “amca”, başkanı olmadığı birine “başkanım” deme kolaycılığından kurtulalım. Unvanı olmayan insana unvan yakıştırmak ne samimiyettir, ne de nezaket. Gerçek saygı, ismini bilmek ve o isme değer vermektir.
Unutmayın:
Her insan önce adında yaşar. Adıyla büyür. Adıyla sevilir. Ve adını unuttuğunuz her insan, bir daha size tam olarak asla açılmaz.
REMZİ HAYTA YAZDI

DİĞER YAZILARI Sır Namustur…  O onurlu günleri çok şükür yaşadım… 01-01-1970 03:00 Kalemi Satmayanların Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 “Yalanla Yürüyenler, Devletin Ağırlığını Bilemez!” 01-01-1970 03:00 Fenomenlik Maskesiyle Saldırmak Adamlık Değil, Dijital Kahpeliktir! 01-01-1970 03:00 İyi Gün Dostu mu, Kötü Gün Dostu mu? 01-01-1970 03:00 "Vakit geldi mi, söz namus sayılırdı..." 01-01-1970 03:00 "Desinler İçin Yaşayanlar “ 01-01-1970 03:00 "Gazetecilik Arpayla Ölçülmezdi Vaktiyle" 01-01-1970 03:00 Kemiğin Peşinde Havlayanlar 01-01-1970 03:00 Zenginlik Malda Değil, Yürekte Olur 01-01-1970 03:00 Sen Üzülme, Bırak Kaybedenler Üzülsün… 01-01-1970 03:00 İt, İttiğini Yapacak Ama Biz de Adamlığımızı Gösteririz! Kalemi Namus Bilmeyenler İçin… GAZETECİLİK ONUR İSTER, KARAKTER GEREKTİRİR! 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Toprak Uyandı, Gökyüzü Ağladı 01-01-1970 03:00 "Şeytanın İşi Gücü Vesvese" 01-01-1970 03:00 Zenginliğin Kefareti: İnsanın Gözyaşıyla Ödenir 01-01-1970 03:00 “Yerel Basın Krallar Gibi Yaşıyor(!)” 01-01-1970 03:00 2025: Yeni Bir Sayfa, Yeni Bir Umut 01-01-1970 03:00 Unuttuklarımızla Yok Oluyoruz 01-01-1970 03:00 "Sayın Cumhurbaşkanım, Enkaz Altındaki Sesimizi Duyun" 01-01-1970 03:00 "Deprem Unutuldu, Şükür Susturuldu, Gülmek Yasaklandı" 01-01-1970 03:00 “İnsanın Kağıt Kadar Kıymeti Kalmışsa…” 01-01-1970 03:00 İyi İnsan Olmak Üzerine: Bir Mesleğin ve Hayatın Aynası 01-01-1970 03:00 Çay İçmeye Gittik, Cebimiz Boşaldı Emmioğlu 01-01-1970 03:00 “MUTLULUĞUNU YİTİREN ŞEHİR: MALATYA’NIN ÇARESİZLİĞİ” 01-01-1970 03:00 Çorum Valisi Ali Çalgan ile Çorum’a Dair İzlenimlerim Geçtiğimiz günlerde 29 Ekim Cumhuriyet un Bayramı’nın coşkusunu yaşamak üzere Samsun’a gitmiştim. 01-01-1970 03:00 Türkülerle Başlayan, Dualarla Sona Eren Bir Hikaye 01-01-1970 03:00 "Ne Oldu Bize? Tahammülsüzlük ve Şiddetin Pençesinde Bir Toplum" 01-01-1970 03:00 Gerçek Dostluk Kötü Günde Belli Olur 01-01-1970 03:00 Misafirperverliğin Bereketi: Paylaşmanın Zenginliği 01-01-1970 03:00 Kaliteli ve Kalitesiz İnsanlar: 01-01-1970 03:00 Şeref, Para ile Ölçülmez 01-01-1970 03:00 Gizli Yüzler: Modern Dilencilerin Gerçek Hikayesi 01-01-1970 03:00 "Gülüşlerin Susturulduğu Toplum” 01-01-1970 03:00 Muğla’da Bir Malatyalı Vali: Dr. İdris Akbıyık ile Sohbet 01-01-1970 03:00 Gazetecilik: Ahlak ve Dürüstlük Demektir ! 01-01-1970 03:00