"Vakit geldi mi, söz namus sayılırdı..."
Geçtiğimiz günlerde bir taksiyle eve dönerken, şoförle aramızda sıcak bir sohbet başladı. Konu dönüp dolaşıp cep telefonlarına, daha doğrusu, bu küçük aletlerin insan karakteri üzerindeki büyük tahribatına geldi. Şoförün dediği gibi: "Eskiden telefon yoktu ama insanlar daha insandı..."
Evet, bir zamanlar telefonlarımız yoktu. Ama sözümüz vardı, vaktimiz vardı, vicdanımız vardı.
Buluşmalar için Malatya’da herkesin bildiği belli başlı adresler vardı: PTT önü, Ziraat Bankası önü, Kapalıçarşı girişi, Soykan Parkı, Atatürk Heykeli, Ofis önü, Kız Meslek Lisesi önü... Buralar birer buluşma noktasıydı. Araç da azdı. İnsanlar dolmuşla, minibüsle gelir; verilen saatte, verilen sözün şerefiyle tam zamanında orada olurdu.
Söz namustu.
Verilmiş bir söz, yazılmış bir senet gibiydi.
Bir kişi sizi bir yerde bekliyorsa, geç kalmak ayıptı.
Bekletmek terbiyesizlik, özür dilemek bile yeterli olmazdı.
O yüzden herkes saatini ona göre ayarlar, işini gücünü planlar, söze sadakatle gelirdi.
Çünkü bilirlerdi:
Beklemek insana zulümdür.
Bekletmek ise kul hakkıdır.
Bir kere bile geç kalsanız, adınız çıkar, "Güvenilmezdir" derlerdi.
Bir rivayet anlatılırdı büyüklerden:
"Bir adam, randevusuna beş dakika geç kaldı diye, hayatı boyunca o sözü taşıdı: 'Sözüne sadık değil.'"
Beş dakika... Bugün ise bir saat bekleseniz kimsenin umurunda değil.
Gelin bugüne bakalım...
Artık dilencinin bile elinde akıllı telefon var.
Son model cep telefonlarıyla "Geliyorum" mesajları atılıyor, ama ortada gelen giden yok.
Buluşma saatine az kalmış, plan yapmışsınız. Son anda arıyor:
"Acil işim çıktı, yarın buluşsak olur mu?"
Ya da beklerken mesaj atıyor:
"Trafik çok kötü, geçikeceğim biraz."
Yalanın en yaygını ise:
"Yoldayım, yaklaştım, geliyorum."
Halbuki daha duşta...
Eskiden teknoloji yoktu ama dürüstlük vardı.
Şimdi teknoloji var ama karakter kayboldu.
Cep telefonu maalesef yalan söylemeyi kolaylaştırdı, vicdanı unutturdu.
Başka bir dert: WhatsApp rezaleti...
Mesaj atıyorsun.
Okuduğu belli, ama cevap yok.
Görülmeyi gizlemiş.
Sanki hiç görmemiş gibi davranıyor.
İstersen ağır bir söz yaz, bak nasıl anında dönüyor!
Çünkü işine gelirse okuyor, işine gelmezse yok sayıyor.
Sonra bahanesi hazır:
"Çok mesaj geliyor, hepsine bakamıyorum."
Yalan.
Koca bir yalan.
Eskiden mektuplar aylarca beklenir, cevabı alınca mutluluktan ağlanırdı.
Şimdi mesajlara bile cevap verilmiyor.
Çünkü saygı bitti, sevgi bitti, güven bitti.
Geriye bir avuç yalan ve sahte yüzler kaldı.
Bizi biz yapan değerlerdi:
Söz vermek, vaktinde buluşmak, güvenmek ve güvenilir olmaktı.
Bugün ise her şey çıkar ilişkisine dönüştü.
İşine gelirse geliyorsun, işine gelirse cevap veriyorsun.
Aksi halde insan bile sayılmıyor karşındakiler.
Eskiden yoksulluk vardı ama huzur vardı.
Soğan ekmek yerdik ama mutluyduk.
Şimdi sofralar kuzu dolu ama yüzler asık.
Çünkü sevgi yok, güven yok, vefa yok.
Bir atasözü der ki:
"Vefa, imandandır."
İşte biz o imanı kaybettik.
Bir başka büyüklerimizin sözü var:
"Söz, er kişinin özüdür."
Özü bozulanın sözü de bozulur.
Bu yüzden randevusuna sadık olmayan bir toplum, özünü kaybetmiş demektir.
Ve bir toplum özünü kaybederse, ekonomik krizden, savaşlardan bile daha büyük bir çöküş yaşar.
Çünkü ne kadar zengin olursanız olun, güvenin olmadığı bir yerde hiçbir şeyin tadı olmaz.
İnsan insanın yüzüne bakmaya utanır hale gelir.
Bugün Malatya’da, Türkiye’de, dünyanın her yerinde her şeye rağmen hâlâ sözünün eri olan insanlar varsa, işte onlara helal olsun!
O eski günlerin güzel insanlarına selam olsun!
Şair demiş ya:
"Zamanla yarışılır ama güven kaybedilince hiçbir zaman geri gelmez."
Biz sözümüze, vaktimize, insanlığımıza sahip çıkalım.
Söz verdiğimizde sadık kalalım.
Buluşma saatine sadakatle gidelim.
Karşımızdakine verdiğimiz değeri davranışımızla gösterelim.
Çünkü bir gün, teknoloji de biter, telefonlar da susar...
Ama kaybolan güven, bir daha asla geri gelmez.
Söz namustur!
Sadakat insanlığın şerefidir!
Unutmayalım...
REMZİ HAYTA
Gazeteci