"Şeytanın İşi Gücü Vesvese"
Bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Sırtını bir ağaca dayamış, buzağısı kazığa bağlı ineğini sağan genç bir kadını izlemeye başlamış. Keyfi yerinde olan şeytan, biraz eğlenmek istemiş ve buzağının ipini hafifçe gevşetmiş. Karnı aç olan buzağı daha fazla dayanamayıp annesine koşmuş, ama süt kovasını devirmiş. Olanları gören kadın öfkelenmiş, eline geçirdiği odunla zavallı yavruya vurmuş. Yavrusuna yapılan bu saldırıya dayanamayan inek bir tekmede kadını yere sermiş. Bu korkunç olaya şahit olan kadının kayınpederi, ineği tüfekle vurmuş. Silah sesini duyan genç koca, eşini cansız yatarken görünce babasını vurmuş. Olan biteni anlayan genç adam, vicdan azabına dayanamayıp canına kıymış. Şeytan tüm bunları izlerken kendi kendine söylenmiş:
"Bu felaketi de bana yüklerler ama ben ne yaptım ki? Sadece ipin ucunu gevşettim!"
İşte hayat da böyle… Bir anlık öfke, kontrolsüz bir hareket zincirleme felaketlere yol açabiliyor. Hep suçu bir başkasında arıyor, kaderimize veya şeytana bahane buluyoruz. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz,
"Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır." (Bakara, 168)
buyurarak bizleri uyarıyor. Şeytanın bizler üzerinde yaptırım gücü yoktur; o sadece vesvese verir, gönlümüze şüphe tohumları eker. Asıl mesele, bizim bu tuzaklara düşüp düşmememizdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Gerçek mücahit, nefsine karşı cihat edendir." (Tirmizi, Fezailü'l-Cihad, 2)
Eğer nefsimizi terbiye etmez, aklımızı devreye sokmazsak, ipin ucunu gevşeten şeytanın ardı sıra gideriz. Bir kıvılcım bazen bir ormanı kül eder, bir söz bir yuva dağıtır, bir anlık öfke ömür boyu pişmanlığa sebep olabilir. Şeytan, insanın içindeki zayıflıkları kullanır; hırsımızı, öfkemizi, kıskançlığımızı tetikler. Ama nihayetinde o sadece bir fısıltıdır, asıl karar bize aittir.
Kimi zaman farkında olmadan biz de şeytanın vesvesesiyle hareket ediyoruz. Başımıza gelen sıkıntılarda sabır göstermek yerine hemen suçu bir başkasına atıyoruz. “Kader böyleymiş” diyerek hatalarımızı örtbas ediyoruz. Oysa ki Rabbimiz, bize akıl ve irade vermiştir. Yapmamız gereken, olaylara sağduyu ile yaklaşmak, öfkeye kapılmadan sabır göstermek, her olayın arkasında bir hikmet aramak. Çünkü şeytanın en büyük tuzağı, insanı hataya sürükledikten sonra pişmanlık içinde bırakmaktır.
Anlatılan bu ibretlik kıssa bize şunu gösteriyor: Hayatta ipin ucunu gevşeten çok olur ama biz ipin peşinden gidip gitmemeye kendimiz karar veririz. Bu yüzden yaşadığımız olaylarda nefsimizi sorgulamalı, doğruyu yanlışı iyi ayırt etmeliyiz. Şeytanın hilesine karşı en güçlü silahımız akıl ve irademizdir. Rabbim bizleri aklını kullanmayanlardan değil, daima doğruluk yolunda yürüyenlerden eylesin.
Ne güzel söylemiş büyüklerimiz:
"Şeytan bir kapıyı açar, sen içeri girersen kabahat onun mu senin mi?"
Dilerim ki, Rabbim bizleri şeytanın vesveselerinden korur, aklını kullanıp doğru yolu bulan kulları arasına dâhil eder.
Selam ve dua ile…REMZİ HAYTA -MALATYA'DAN