"Ne Oldu Bize? Tahammülsüzlük ve Şiddetin Pençesinde Bir Toplum"
Eskiden sabır dedikleri, büyüklerimizden bize miras kalan en güzel hasletti. Birbirimizi anlamak, dinlemek, saygı duymak vardı. Şimdi dönüp bakıyorum da, nereye gitti bu değerler? Hani nerede kaldı o hoşgörü? Daha dün gibi, mahallede ufak bir tartışma çıksa, büyükler hemen devreye girerdi, kavga tatlıya bağlanır, kimse kimseye el kaldırmazdı. Oysa bugün en küçük meselede insanlar birbirine saldırıyor. Ne oldu bize? Bu öfke, bu tahammülsüzlük niye?
Eskiden bir rivayet vardı; derlerdi ki, “Adam yanında eşi, çocuğu varsa kavga etmez. O çocuğun yüzüne bakar, eşine saygı duyar, öfkesini içine gömer.” Şimdi ise trafik ışığında bile biri ufak bir hata yapsa, insanlar arabalarından inip birbirine saldırıyor. Ne kadın dinliyorlar ne çocuk. Hani nerede kaldı o eski edep? Bir insanın yanında ailesi varsa, ona dokunulmazlık tanınırdı. Şimdi ise gözümüz dönmüş, kimseyi dinlemiyoruz.
Sabırsızlık ve Şiddet
Geçmişin sabırlı insanları, zor zamanları birlikte atlatmayı bilirdi. Evinde ekmek azdı belki ama komşusuyla paylaşmayı bilirdi. Bugün ise insanlar ekonomik krizlerle, afetlerle boğuşuyor ve sabır bir kenara bırakılmış. Herkesin dilinde öfke, kalbinde şiddet var. İlaçlara sarılmak da çare olmuyor. Çünkü esas ilacımızı, sabrı, sevgiyi ve saygıyı unutmuşuz.
Düşünün bir: Çocuklar parkta oynarken, iki baba küçük bir mesele yüzünden tartışıyor. Tartışma büyüyor, küfürleşmeye varıyor, sonra yumruklar konuşuyor. Halbuki ne güzel demiş büyüklerimiz: "Bir acıyı paylaşmak onu hafifletir, bir öfkeyi paylaşmak ise yangın büyütür." Biz ise öfkeyi büyütüyoruz, şiddeti besliyoruz. Bir kere kavgaya tutuşunca ne çocuk dinliyor ne kadın. Bütün değerlerimiz bir kenara atılmış gibi.
Birlik ve Beraberliğin Kıymeti
Bugün Ortadoğu’nun hali ortada: İsrail füzeleri Filistin’e, İran’a, Lübnan’a yağıyor; Ortadoğu’nun her köşesi savaşın eşiğinde. Dünya ateş çemberinde, her taraf yangın yeri. Bizim ise kavga edecek değil, kenetlenecek zamanımız. Küçük meselelerle birbirimizi kırıp dökmek bize yakışmaz. Birlikte olmanın, birbirimize sahip çıkmanın tam zamanı şimdi. Tarih boyunca biz, zor zamanlarda kenetlendik, sırt sırta verip ayakta kaldık. Bugün de bunu başarmak zorundayız.
Bir rivayet anlatılır: Bir köyde yangın çıkmış, herkes eşyalarını kurtarma derdinde. Bir ihtiyar ise elinde bir testi su ile yangının tam ortasına doğru gidiyormuş. Demişler ki: “Amca, o suyla neyi söndüreceksin?” İhtiyar dönüp bakmış ve şöyle demiş: "Ben bu suyla yangını söndüremem ama safımı belli ederim." Bizim de şimdi safımızı belli etme zamanımız. Bu millet birlik içinde mi olacak, yoksa küçük meselelerde birbirini kırıp dökmeye devam mı edecek?
Nereye Gidiyoruz?
Kendi kendimize sormamız gereken asıl soru bu: Biz nereye gidiyoruz? Şiddetle çözüm bulmak mümkün mü? Her birimiz önce kendimizi sorgulamalıyız. Öfkemizi dizginleyip sabrı hatırlamalıyız. Şu dünyada bir tebessüm bile sadaka sayılırken, niye öfkeli olalım? Niye birbirimizi kırıp dökelim? Eskiden komşular bir araya gelir, dertler paylaşılır, sofralar kurulurdu. Şimdi ise kapılar kilitli, insanlar birbirine yabancı. Biz unuttukça, o eski güzel değerler de kayboluyor.
Bir rivayet daha vardır: Bir adam elindeki bir çiviyi avucuna batırmış. Yana yakıla söylenirken, komşusu ona demiş ki: "O çivi eline battı ama acısını yüreğinde hissetmelisin." Biz de öyle olmalıyız. Bir başkasına zarar vermek, aslında kendimize zarar vermektir. Bugün birine öfkelendiğimizde, önce kendi yüreğimize bakmalı, o çiviyi orada hissetmeliyiz.
Bir toplum olarak büyük bir sınavdayız. Tahammülsüzlük ve şiddetin pençesine düşmeden, birbirimize sevgi ve saygıyla yaklaşmayı yeniden öğrenmeliyiz. Biz ki binlerce yıllık bir medeniyetin evlatlarıyız; öfkemizi değil, hoşgörümüzü büyütmeliyiz. Ancak böyle güçlü kalabiliriz. Unutmayalım, birlikte olursak ayakta kalırız, ayrılırsak çökeriz. REMZİ HAYTA MALATYA’DAN