Misafirperverliğin Bereketi: Paylaşmanın Zenginliği
İbrahim -aleyhisselâm-'ın mirası olan misafirperverlik, sadece bir gelenek değil, aynı zamanda inancımızın derin bir yansımasıdır. Sofralarımızı paylaşmak, gerçek zenginliği ve bereketi getirir.
Misafir ağırlamak ve yemeği paylaşmak, kültürümüzün ve inancımızın temel taşlarından biridir. Bizler, misafirperverliğimizle bilinen bir milletiz. Yüzyıllardır bu topraklarda misafire en güzel ikramı yapmak, sofrayı paylaşmak, zengin-fakir ayırt etmeden herkesi bağrımıza basmak en büyük faziletlerden biri olmuştur. Bu sadece bir gelenek değil, aynı zamanda inancımızın da gereğidir. Nitekim, İslam'ın kutlu peygamberleri arasında misafire düşkünlüğüyle bilinen Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın izinden giden bir ümmet olmanın şerefini taşıyoruz. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ümmetine misafiri ağırlamayı, yemeği paylaşmayı öğütlemiştir. Bizler de bu emanetin izinden gidiyoruz, gitmeliyiz.
Bugün toplumumuzda maalesef misafire ve paylaşmaya olan hassasiyetin giderek azaldığını görüyoruz. Eskiden sofralar daha kalabalık olur, evler misafir eksik etmezdi. Yemeğin bereketi paylaşıldıkça artardı. Peki, şimdi ne oldu? İnsanlar kendi dünyalarına kapanmaya, varlıklarını sadece kendileri için kullanmaya başladı. Oysa ki “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifi ne kadar manidar, değil mi? Komşusu açken, ihtiyacı varken kendini düşünen bir kişinin vicdanı rahat olabilir mi?
Bu dünyada maddi olarak zengin olabilirsiniz, sofralarınız donatılmış olabilir. Ama Allah yedirme şevkini ve yardım etme hasletini nasip etmezse, o zenginliğin ne anlamı kalır? Nice varlıklı insanlar vardır ki, sağlık sorunları nedeniyle sofralarındaki lezzetlerden mahrumdur. Kimisi istediğini yiyemez, kimisi içemez. Ama düşünmez ki, belki Rabbim ona bu imtihanı veriyor. O sofradan paylaşmadığı, komşusunu düşünmediği için belki de yediklerinden mahrum bırakılıyor. Hâlbuki insan biraz düşünse, biraz tefekkür etse, belki o zaman anlayacak ki dünya nimetleri bir sınavdır. Rabbimiz bize yedirmenin, ikram etmenin, hayır yapmanın da bir nasip meselesi olduğunu öğretir. Öyleyse, sahip olduğumuz nimetlerin kıymetini bilip onları başkalarıyla paylaşmak, bu dünyada kazanabileceğimiz en büyük zenginliktir.
Bir rivayete göre, Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- o kadar misafire düşkünmüş ki, yemeğini yalnız yemek istemezmiş. Günlerce misafir beklediği olurmuş, sırf biriyle paylaşmadan tek lokma yememek için. Bu anlayış bize de sirayet etmeli, misafirperverlik konusunda önderlerimizden ders almalıyız.
Günümüz toplumunda misafir ağırlamak bazen bir yük olarak görülse de, aslında bu düşünce oldukça yanlıştır. Misafirin evimize getirdiği bereket, onunla paylaştığımız yemeğin manevi karşılığı hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Her misafir bir rızık sebebidir, her paylaşılan sofra bir bereket kaynağıdır. Yemeği paylaşmanın, birlikte sofraya oturmanın sadece maddi bir eylem değil, aynı zamanda ruhen doyurucu bir hareket olduğunu unutmamak gerekir. Paylaşmak bizi insan kılar, bizi birbirimize bağlar.
Bu yüzden, ne kadar zengin olursanız olun, eğer sofranızda bir eksik varsa o da paylaşma eksikliğidir. Allah’ın nasip ettiği her lokmayı, her nimeti başkalarıyla paylaşmak, insanı insan yapan en güzel haslettir. Nimetleri paylaşmak, sadece mideyi değil, gönülleri de doyurur. Unutmayalım ki, dünya malı gelip geçicidir, ama yaptığımız iyilikler, paylaştığımız her lokma kalıcıdır. Yarın bir gün bu dünya sofrasından kalkıp ahiret sofrasına oturduğumuzda,
Rabbimizin huzurunda bizi kurtaracak olan şey, soframızı ne kadar zengin kurduğumuz değil, ne kadar paylaştığımız olacaktır.
Rabbim hepimize, hem yemeyi hem de yedirmeyi nasip etsin. Dünya nimetlerini bir sınav olarak görüp, bu sınavı başarıyla geçmeyi, gönlümüzü zengin kılmayı nasip etsin. Çünkü gerçek zenginlik, paylaştıkça artandır.
REMZİ HAYTA-MALATYA’DAN
Misafirperverliğin Bereketi: Paylaşmanın Zenginliği
YORUMLAR