YUSUF VE ZÜLEYHA 1.
Züleyha, Yusuf'ta binlerce aydınlık, yüzbinlerce güneş, milyonlarca ışık görmüştü. Sanki yeni doğmuştu, sanki yaşadığını yeni yeni hissediyordu.
Mısır'ın o yakıcı, deli güneşi bile Yusuf'u kadar parlak değildi. Bir zamanlar kendi güzelliği başına bela olan Züleyha, gerçek güzelliğin ne olduğunu şimdi şimdi anlıyordu.
Artık zaman Yusuf'a göreydi. Mekan, boyut, güzellik, mutluluk, afiyet istisnasız herşey Yusuf'una bağlıydı. O varsa dünya, gökler, ruhu, kalbi vardı; o yoksa hayatı bile yoktu.
Gerçekleri peş peşe gösteriyordu ona Mevlâ. Ne Yusuf'un onun evine gelmesi tesadüftü ne de o güzeller güzeli insanın pek safi, masum, eşsiz karakteri.
Züleyha ilk defa kaderin ve onu Yaratanın bu kadar farkındaydı. Artık putlara ya da insanların uydurduğu saçma sapan binbir tanrıya değil Allah'a iman ediyordu. Herşeyi de O'ndan istemeye dönmüştü.
Yusuf'un nurunun kaynağını bile anlayabilmiş hatta hayatın anlamını çözmüştü. "Her olay öyle göründüğü ya da görüldüğü gibi değildi."
İyi-kötü, güzel-çirkin, temiz-pis, ulvi-süfli, hoşluk- kerahet hep iç içeydi. Böyle olmasa bile peş peşeydi.
Bunun yanında olayların ve varlıkların her yönüne bakabilmeyi de öğrenmişti Yusuf'u zindanda iken...
Yusuf güzeldi, güzellik Yusuftu.
Nefis, kötüye çağırırdı, kötüye çağıranlar nefsî idi.
Masumiyet takdir edilirdi, takdir edilenler masumdu.
Çok geçmeden kendi kötülüğünü de görebildi ve ölürcesine pişman oldu. Delirmek üzereydi ki Rabbi ona yetişti. Bu defa iyinin ne olduğunu idrak etti ve onu yapmaya başladı.
Kalbinin zarına işlendiği söylenen aşk artık onun kaybı değil kazancı olacaktı.
Kim, acı çekmeden OLMUŞ veya ÖLMÜŞTÜ ki? Mümkün değildi. Biliyordu ve bilmek çok güzeldi. Kendi irfanına ermişti.
En güzel kıssa (hikaye) Yusuf'un kıssasıydı işte. Mevlâ, onu bin bin yıllar sonra böyle nitelendirmemiş miydi?
Bu hikaye baştan sona, soranlara ve öğrenmek isteyenlere ibretti.
(Devam edecek)
Kasım 2024
Gülhan Yılmaz