Zenginliğin Kefareti: İnsanın Gözyaşıyla Ödenir
Belki de meslek hayatımın en zor yazılarından birini yazıyorum. Çünkü doluyum. Çünkü gerginim. Çünkü bu yalan dünyanın, yalan insanlarının gerçek yüzlerini görmenin ağır yükü altındayım. Ama Allah’a şükürler olsun ki, ben kendini “para babası” sanan, kibir ve gösteriş batağında kaybolmuş bir insan değilim. Çok şükür, bir parça ekmeğini bölüşmek için can atan biriyim.
Bazı zenginlerin yalnızca dış yüzünü görürsünüz. Ne demek dış yüzü? Gördüğünüzde namazını kılan, hacca giden, defalarca umre ziyareti yapan, orucunu tutan, su içerken bile besmele çeken tipler vardır. Ama bu insanların birçoğu, Allah ile kul arasındaki ibadetleri, ya ticaret yapmak için ya gösteriş için ya da bir kimlik kazanmak için kullanır. Oysa bunlar, kulun Allah’a olan borcudur: Namaz kılmak, hacca gitmek, oruç tutmak...
Peki ya kulun kula olan borcu? İşte mesele burada düğümleniyor. Bu insanlar, çoğu zaman zekatı yalnızca Ramazan ayında, üstelik gösterişle dağıtır. Sormazlar: “Yılın geri kalanında yoksul ne yer, ne içer?” Zenginliğin malı yalnızca Ramazan için değildir. Allah malı insana vermişse, bu malları insanlığın hayrına kullanmanın bir imtihanı vardır. Allah soracak: “Hangi yetimin başını okşadın? Hangi garibin yüzünü güldürdün? İnsanlar için ne yaptın?”
Cami kürsüsünden hatırlanacak olan, “Bu adam on kere umreye gitti, beş vakit namazını kıldı, oruç tuttu” diye övülmek değil, “Bu adam insan gibi insandı. Kimsesizlerin kimsesi oldu” diyebilmektir. Çünkü kul hakkı ile ahirete gitmek, insanın en büyük kaybıdır.
İnfak, İslam’da malı Allah rızası için harcamak, paylaşmak ve insanlara yardım etmektir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
"Sevdiğiniz şeylerden başkaları için Allah yolunda harcamadıkça iyiye ulaşamazsınız." (Âli İmrân, 92)
Ancak bugün malını, emeğini, ilmini Allah yolunda infak etmeyen, paylaşmayan insanlar var. Zenginliği kendine bir kibir perdesi yapanlar var. Allah böyle kimselere âli İmrân Sûresi 180. Ayeti’nde şöyle sesleniyor:
"Cimrilik edip, Allah yolunda harcamadıkları şeyler, kıyamet günü ateşten bir halka olarak boyunlarına dolanacaktır."
Peygamber Efendimiz ise buyuruyor ki:
"Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur."
Oysa biz bugün insanlığı unutmuş, sadece malın peşine düşmüş bir toplum olduk. Fakirin, mazlumun hakkına göz dikenlerin sayısı çoğaldı. İbadetle övünen ama insanlığın zerresini yüreğinde taşımayan bir nesil ortaya çıktı. Bu zenginlik mi? Hayır! Gerçek zenginlik, bir garibin duasında saklıdır. Gerçek zenginlik, yetim bir çocuğun yüzündeki gülümsemede gizlidir.
Rabbimiz bize infakın yalnızca maddiyatla olmadığını öğretmiştir. Bir tebessüm, bir dua, bir emek... Hepsi infaktır. Allah yolunda gönüllüce yapılan her şey bir sadakadır. Çünkü göklerin ve yerin sahibi olan Allah, insanın gizli ve açık yaptığı her şeyi bilendir.
Şimdi soruyorum: Zenginliğinizi Allah’ın yolunda harcadınız mı? Bir fakirin yüzünü güldürdünüz mü? Kul hakkıyla bu dünyadan göçmeyin. Çünkü musalla taşında ne hoca, ne cemaat sizin ibadetlerinizden bahsedecek. Orada, "Nasıl bilirdiniz?" diye soracaklar. İşte o zaman hakkınızda konuşulanlar, sizin gerçek servetiniz olacak.
Rabbim bizleri insan gibi insan olan, kul hakkıyla kirlenmemiş kullarından eylesin. Unutmayın: İnsanlığınızı kaybettiğinizde, ne namazınız ne orucunuz sizi kurtarabilir. Göklerin ve yerin sahibi Allah, size emanet edilen her şeyin hesabını soracaktır.
Bu dünyadan mal ile değil, dualarla göçmek dileğiyle... REMZİ HAYTA-MALATYA’DAN