
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR!
GÜÇLÜ VE BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN MİLLÎ BİRLİK, EKONOMİK SEFERBERLİK VE DEVLET AKLI…
MİLLİ MÜCADELE RUHUNDAN TÜRKİYE YÜZYILI’NA:
KÜRESEL KUŞATMAYA KARŞI, GÜÇLÜ LİDERLİK VE İÇ CEPHEYİ TAHKİM ETMEK…
Özet açıklama ve anlatım buradadır.
Dünya, son yarım asırdır insanlık tarihinin gördüğü en sinsi, en derin ve en sistematik ahlaki ve kurumsal çözülmelerden birine sahne olmaktadır. Küresel ölçekte devletlerin egemenlik yapıları sulandırılmakta; milletlerin asırları aşan töresi, terbiyesi, köklü değerler manzumesi ve insanlığın evrensel vicdanı bilinçli bir erozyona tabi tutulmaktadır. Bu büyük savrulmanın tabiî bir sonucu olarak yalan, aldatma ve gayrimeşru menfaat birliktelikleri sıradanlaşmış; devletin bekası, milletin àlì menfaatleri ve kamusal vicdan pervasızca örselenir hale gelmiştir.
Böylesi fırtınalı bir küresel iklimde, Türkiye’nin istikrarını ve milli rotasını koruyabilmesi, yürütülen çok cepheli mücadelenin merkezindeki iradeyi tahkim etmekten ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında kenetlenmekten geçer.
Akdeniz’deki Kuşatma, Tarihsel Tekerrür ve Sarsılmaz Milli Güç
Bugün Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Ortadoğu hattında yaşanan jeopolitik gerilimler dünden bağımsız değildir. I. Dünya Savaşı’nın ardından İstiklal Harbi sürecinde emperyalist odakların, bilhassa İngiliz, Fransız ve İtalyanların Yunanistan’ı bir koçbaşı gibi üzerimize kışkırtması hafızalarımızda tazedir.
Bugün de aynı emperyal akıl, yanına İsrail’i ve küresel lobi ağlarını alarak Yunanistan’ı Türkiye aleyhine kışkırtmaya ve Doğu Akdeniz’deki meşru haklarımızı gasbetmeye yeltenmektedir.
Ancak gözden kaçırdıkları hayati bir hakikat vardır…
Türkiye, I. Dünya Savaşı’nın küllerinden yorgun, teçhizatsız ve yıpranmış olarak İstiklal Harbi’ne giren o dönemin şartlarındaki gibi güçsüz ve çaresiz değildir. Bugün savunma sanayiinde yerlilik oranını zirveye taşımış, kendi denizlerinde Mavi Vatan doktrinini fiilen uygulayan, sınır ötesinde harekât kabiliyeti en üst seviyede olan bir Türkiye Cumhuriyeti devleti vardır.
Bu tarihi eşikte milletimiz büyük bir liderlik şansına da sahiptir. Zira Cumhuriyet tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra en iradeli, en dirayetli ve en kararlı siyasi lider şüphesiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Atatürk’ün tam bağımsızlık meşalesini bugün küresel vesayet odaklarına karşı tavizsiz bir duruşla taşıyan bu kararlı iradenin yalnız bırakılmaması, Türkiye’nin bekası için vazgeçilmez bir mecburiyettir.
Fon İhaneti, Sermaye Firarı ve İç Cephedeki Arınma…
Milletimizin sağduyusu, son dönemde İstanbul Barosu seçimleri de dahil olmak üzere sivil toplumdaki her gelişmede açık bir mesaj vermektedir: Milli hassasiyetleri yüksek insanlar yapay ayrılıkları bırakıp bir araya gelmeli, seçtiklerini milli menfaatler üzerinden denetlemeli ve devletin istikrar yürüyüşüne destek vermelidir.
Bu birlikteliğin önündeki en büyük tehdit ise içerideki çürüme ve sermaye firarıdır. Bugün kamuoyuna yansıyan şaibeli fon ağları ve yerel yönetimlerdeki mali skandallar, alelade bir hırsızlık vakası olarak geçiştirilemez. Milletin alın terini usulsüzlükle cebe indirip ardından yurt dışına kaçırmak, doğrudan doğruya devlete ve vatana karşı işlenmiş bir ihanettir. Halkın vicdanında idam cezasının geri getirilmesi talebini dahi uyandıracak kadar infial yaratan bu "fon ihaneti", tavizsiz bir hukuki ve siyasi hesaplaşmayı gerektirmektedir.
Özellikle Cumhur İttifakı’nın omurgasını teşkil eden AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi mensupları, bu kirli fon ve sermaye ağlarında adı geçen herkese karşı tavizsiz bir tavır almalı; bu net duruşu topluma ve sosyal medyaya cesaretle yansıtarak milletin biriken haklı öfkesine tercüman olmalıdır. Cumhurbaşkanımız, milletin emanetini yurt dışına kaçıran bu yapıları asla affetmemeli ve hesap sorma iradesini en üst perdeden göstermelidir.
Fon İhaneti, intikam alınması gereken bir ihanettir.
Ekonominin Yeniden Tanzimi: Ali Babacan ve Eski Kadroların Göreve Çağrılması
Bugün devletin iç cephede karşı karşıya olduğu en yakıcı problem ekonomidir. Güçlü ve Büyük Türkiye idealinin toplumsal tabanda heyecanla sahiplenilmesi, insanımızın mutfağındaki yangının söndürülmesine ve piyasalara tam bir güven tesis edilmesine bağlıdır.
Bu noktada Cumhurbaşkanımıza düşen tarihi görev, devlet adamlığı olgunluğu ve kuşatıcılığıyla hareket ederek geçmişte ekonomide rüştünü ispatlamış, piyasaların ve uluslararası sermayenin güvenini kazanmış tecrübeli isimleri bizzat göreve davet etmektir. Tıpkı milletin menfaati gerektirdiğinde farklı siyasi çizgilerden gelen belediye başkanlarının devletin zirvesinde kabul edilmesi gibi; geçmişte AK Parti hükümetlerinde ekonomide başarılı icraatlara imza atmış Ali Babacan gibi liyakatli, iş bilen eski siyasi aktörler de bizzat Cumhurbaşkanımız tarafından huzura çağrılmalıdır.
Cumhurbaşkanımızın bu isimleri yeniden AK Parti çatısı altında siyasete ve ekonominin yeniden tanzimi gayretlerinde doğrudan sorumluluk almaya davet etmesi, hem piyasalardaki belirsizliği dağıtacak hem de iç cephede aranan büyük mutabakatı perçinleyecektir. Bu çapta bir kapsayıcılığı ve siyasi hamleyi hayata geçirebilecek dirayet, Cumhuriyet tarihimizin en güçlü lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’da fazlasıyla mevcuttur.
Kadroların Arındırılması ve "Kışla-Cami-Mektep" Sacayağı
Liderin omuzlarındaki yükü hafifletmek, yakın çevresinin cesur ve somut kadro teklifleri sunmasıyla mümkündür. Siyasette ve bürokraside gizlenerek varlığını sürdürmeye çalışan kripto FETÖ iltisaklı unsurlara, devletin àlìmenfaatlerini dar grup çıkarları uğruna sulandıran çıkar şebekelerine ve "Pelikancı" anlayışlara karşı tavizsiz bir tasfiye mekanizması kurulmalıdır.
Bürokrasideki milli kadroların önü açılmalı, ehliyet ve liyakat eksenli bir yenilenme derhal başlatılmalıdır.
Kadim devlet aklı, milletin asırlardır hürmet ettiği üç temel sacayağı üzerinde yükselir: Kışla, cami ve mektep.
Cumhurbaşkanımızın yurt gezilerinde garnizonları ziyaret ederek kışlalardaki subaylarla kucaklaşması; valilerin koordinasyonunda geleceğin teminatı öğretmenlerle ve manevi direğimiz olan imamlarla ve subayları bir araya getirip devletin başı sıfatıyla doğrudan temas kurması elzemdir.
Devlet; en tepedeki Cumhurbaşkanından sınır boyundaki Mehmetçiğe, mahalle bekçisinden caddeleri temizleyen belediye işçisine kadar bir ve beraber olduğunu göstermek zorundadır. Devleti içten kemirmeye çalışan odaklara karşı verilecek en gür yanıt; milletin lideriyle bütünleştiği, iç cephesini tahkim ettiği ve kadim devlet geleneklerine sahip çıkarak geleceğe yürüdüğü bu sarsılmaz tablodur.
Son söz: Cumhurbaşkanımız yalnız bırakılmamalıdır
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı üç temel adımda özetlenebilir.
Birincisi, kamu kaynaklarını korumak, yolsuzlukla mücadele etmek ve adaleti herkes için işletmek.
İkincisi, Ali Babacan gibi geçmişte ekonomi yönetiminde görev almış tecrübeli isimleri ve alanında yetkin uzmanları yeniden değerlendirmek; Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ekonomik seferberlik başlatmak.
Üçüncüsü, Doğu Akdeniz'den Türk Dünyası’na kadar Türkiye'nin millî menfaatlerini güçlü ekonomi, caydırıcı savunma, liyakatli kadrolar ve kararlı diplomasiyle korumak.
Cumhurbaşkanımızın çevresindeki insanlar yalnızca destek mesajları vermekle yetinmemelidir. Gerektiğinde yeni isimler önermeli, yanlışları açıkça dile getirmeli, bildikleri, şüphelendikleri FETÖ’cüleri ifşa etmeli ve Türkiye'nin geleceği için somut çözümler üretmelidir.
Millî hassasiyetleri yüksek insanlar da kişisel çekişmeleri bir kenara bırakmalı, ortak hedefler etrafında birleşmeli ve devleti güçlendiren bir sorumluluk anlayışıyla hareket etmelidir.
Çünkü güçlü Türkiye, yalnızca güçlü bir liderle değil; güçlü kurumlarla, vatansever, sadık ve devletine bağlı kişilerle, sağlam bir ekonomiyle, adaletle ve milletin güveniyle inşa edilir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yalnız bırakılmamalıdır. Türkiye'nin millî menfaatleri ve güçlü gelecek için Recep Tayyip Erdoğan’a ihtiyaç vardır...
Bizim hedefimiz, bir siyasi dönemi değil, gelecek nesillerin Türkiye'sini güvence altına almaktır.
Güçlü ve Büyük Türkiye için millî birlik şarttır. Millî birlik için adalet şarttır. Ekonomik güç için liyàkât şarttır. Ve bütün bunlar için devlet aklına, ortak iradeye ve millî kararlılığa ihtiyacımız vardır.
E. Yb. Halil MERT
StratejivePsikolojik Harp Uzmanı