Kalbin Gözü Basiret

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

26-10-2026 10:55

Kalbin Gözü Basiret

Gök gürültüsünün o azametli sesi, geceyi bir anda aydınlatan şimşeğin ardından insanın yüreğinde derin bir korku ve acziyet hissi uyandırır. Ormanların, sık ağaçların içinden geçen yollarda gitmek yüreğimize korku salar; o andaki tek istek, ya bir an önce eve varmak ya da o güvenli limana ulaşmaktır. Halbuki aynı yer gündüz vakti ne hoştur! Yoksa yağmur ne güzeldir; bereket deriz ona, hayat onunla devam eder. Fakat gökyüzünü aniden karartan o ağır bulutların ardından gelen sağanaklar, hem bir rahmet ümidini hem de fırtınanın ürpertisini aynı anda salar yüreğimize.

Tıpkı ömrümüzün iklimi gibidir doğa... Aynı yer, farklı zamanlar; kimi zaman ömrümüze düşen bir sağanak, kimi zaman kar, kimi zaman kavuran bir güneş, kimi zaman da tatlı bir serinlik... Çoğu zaman aynı mekânlarda, ayrı zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf gibi kalır ömrümüzde her kare. Yağmur dindikten sonra, özellikle güneş açınca beliren gökkuşağının o rengârenk görseli, insana yarınları ve yenilenen her anı için yeniden umut verir.

İnsan hep önünü görmek ister; hayat yolunda, bugünde ve yarında, o meçhul yarına bakarken umutla, sevinçle yürümeyi arzu eder. Fakat adımlarımız her zaman aynı olmaz. Tecrübelerimiz, aldığımız yaralar, tedbirlerimiz ve hayatın önümüze çıkardığı yeni kapılar bazen içimizde bir şüphe doğurur. Alışkanlıklar ve bildik rutinler zamanla bizim konfor alanımız olur. Şöyle bir dönüp geçmişi hatırladığımızda, en çok aldığımız yaraları ve ruhumuzda bıraktıkları derin izleri hissederiz. Oysa hayat, aynı yolda hep aynı manzarayla yürümemize izin vermez.

Doğanın o karanlık fırtınalarında yolunu bulmaya çalışan insan, ömrün keskin kavşaklarında da benzer bir rehbere ihtiyaç duyar. Gözün göremediği derinlikleri idrak etmek, manayı okuyabilmek için insanın sadece fiziksel gözüne değil, gönül gözüne ihtiyacı vardır. Görmek, sıradan bir fiziki görme fiili değildir; kalp gözüyle hakikati fark etmektir. Gözün görmesine "basar", hikmet üzere görüşüne ise "basiret" deriz. Hayatın o dönemeçli, keskin yolları bizi bilinmezliklere çektiğinde, kararlar verirken mantığımız ve duygularımız bize yön vermeye çalışır. Ama bazen isabet eder, doğruyu buluruz; bazen de nefsin desiselerine kapılıp büyük hatalara düçar oluruz.

İşte o anlarda içimizde bizi uyaran, doğruya çağıran ya da bizi hayra sevk eden bir ses yankılanır. Fakat biz o sesin Hakk'tan gelen bir rehber mi, yoksa nefsin bir oyunu mu olduğunu nasıl bileceğiz? Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Suresi 108. ayette bu soruya verilecek cevap önümüze konulmuştur:  "De ki: 'İşte bu benim yolumdur; ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah'a çağırırız. Allah'ı ortaklardan tenzih ederim ve ben ortak koşanlardan değilim.'"
(Yusuf, 12/108)

Ayetin de işaret ettiği gibi, hayatın kavşaklarında karanlığın, zorlukların ve korkuların içinden ancak basiret ile çıkılabilir. Nasıl ki doğadaki o şiddetli fırtınayı aşmadan gökkuşağının ferahlığına ulaşılamıyorsa, hayat yolculuğunda da fırtınalarla baş edebilmek basiretle mümkündür. Eğer o latif duyguyu, Hakk'a çağıran iç sesi imanla, ilimle ve tefekkürle Resûlullah'ın izinden gidip beslediysek, kalbimizi manevi hastalıklardan koruyup güçlü kıldıysak basiret bize doğru yolu gösteren sadık bir rehber olur. Yoksa içimizdeki o ses, ne yazık ki heves ve arzuların yanıltıcı baskınına uğrar.

Hayatın fırtınalarıyla boğuşurken, gecenin karanlığından sabırla geçip sonunda o manevi gökkuşağını görebilmek için nefse değil basirete sarılmak bizi kurtarır.

Rabbimiz; nefsimizin anlık hazlarının ve heveslerinin yolunda değil, basiret sahibi kullarının yolunda ve rızasında ilerleyenlerden eylesin bizleri...

Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI VEDA EDERKEN 01-01-1970 03:00 Arkadaş 01-01-1970 03:00 Nefs ve İmtihan 01-01-1970 03:00 Zirveleri Arzularken 01-01-1970 03:00 ÖZE YOLCULUK: RUH VE BİLİNÇ 01-01-1970 03:00 Eylül: Umudun ve Hüznün Buluştuğu Ay 01-01-1970 03:00 Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır 01-01-1970 03:00 Kalemden Levh-i Mahfûz’a 01-01-1970 03:00 Kıymetli Yazıcılar 01-01-1970 03:00 Kusursuzluk Yanılgısı ve İnsan 01-01-1970 03:00 Yeryüzünün  Misafiri 01-01-1970 03:00 Sınırların Hikmeti  01-01-1970 03:00 Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa...  01-01-1970 03:00 Kokluyorsak Varız 01-01-1970 03:00 Alaycılığın Sonu Hüsrandır 01-01-1970 03:00 İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00