Altı aylık bir takvim tutuşturulmuştu küçük ellerine,
Zaman, kum saati gibi akıyordu o masum gözlerinde.
"Son bir durak" dedi çocuk, kalbinde uzak bir diyar,
Gökkuşağının altında saklı, sevdiği o ülke var.
Bir hayal değildi bu sadece, yaşama tutunan bir eldi,
Ona verilen değer, aslında ömrün ta kendisiydi.
Uzak yollar yakın oldu, o gülüş dünyaya bedel,
Sevgiyle dokununca kırıldı o amansız ecel.
Şefkatin Adı: Zübeyde Çokan
İşte orada, karanlığı dağıtan bir meşale gibi,
Özel yüreklere can veren bir anne, bir rehber gibi,
Zübeyde Çokan hocadır o, umudu nakış nakış işleyen,
Her engeli bir kanada, her hüznü bir bahara dönüştüren.
Onun ellerinde şekillenir inancın en saf hali,
Bir tebessümle değişir bir çocuğun tüm istikbali.
Sadece ders değil, ruhlara şifa dağıtan bir nefestir,
Zübeyde Hocanın sevgisi, mucizelere açılan kafestir.
Mucizenin Sessiz Ayak Sesleri
Moral dediğin nedir ki? Bazen bir sıcacık bakış,
İnanç dediğin; dondurucu kışta sessizce bir çıkış.
En ağır ilaçtan güçlüdür, gerçekleşen o küçük rüya,
Bir çocuğun "yaşayacağım" dediği andır en büyük dünya.
Özel bireylerin yüzünde açan o nazlı çiçek,
Zübeyde Hocanın emeğiyle, yarınlara erecek.
Küçük görmeyin o gülüşü, o dünyaları kurtarır,
Umut canlı kaldıkça, ölüm bile kapıdan utanır.