Nefs ve İmtihan

AYDIN BABACAN ( YAZAR )

02-10-2026 09:45

Nefs ve İmtihan

Akşam ezanı okunmak üzere... İnsan herhalde en çok Ramazan’da ezanı bekliyor. Tadı, manevi lezzeti başkadır Ramazan’ın. Zihnimde Ramazanlar hep farklı, hoş birer anı olarak kalmıştır. Onlardan belki de en yakını, iş yerimde yaşadığım bir Ramazan olarak düştü hatırama.

Derin güzelliklerini yaşadığım yıllardan bir Ramazan akşamında, mesaide iftara sayılı dakikalar kala... Sofrada çeşit çeşit yemekler, etrafında toplanmış dostlar; o tatlı telaş ve birlikte edilen iftarın tarifsiz huzuru… Bütün rızıklar gözünüzün önünde ama aramızda gizli bir perde var: İftar vakti. Bekliyoruz... Nefsin dizginleri Emr-i İlahî’nin elinde. Sadece şu "bekleyiş" ve helal olana zamanı gelince dokunma şuuru bile insana her sabrın sonunda bir şükür olduğunu yaşatıyor.

Her ibadetin, her emrin ve her helalin arkasında insanı daha "insan" kılacak bir hikmet gizli. Belki de Ramazan, bu hikmeti özümsemenin en berrak aynası.

Tam bunları düşünürken bir sürpriz oldu; iki misafirimiz daha katıldı soframıza. Sofranın bereketi artmıştı artmasına ama içimdeki o duygu huzurumu kaçırmaya yetti: "Acaba yemekler herkese yetecek mi?"

Allah bereketini verecekti muhakkak. Fakat açlık korkusu, nefsin en önemli kalelerinden biriydi. Oturduk sofraya. Derken ezan okunuyor... Bütün gün süren o büyük arzu, ezanın okunmasından sonraki ilk 10 dakika içinde yerini bir doymuşluğa bıraktı. Yemekler sadece yetmekle kalmamış, artmıştı bile.

O an bir kez daha anladım: Mide kolayca doyuyor ama doymak bilmeyen şey nefs imiş.

İçimdeki o hırslı ses kısılmış, yerini tatlı bir huzurla karışık hafif bir mahcubiyete bırakmıştı. Mideyi doyuruyorduk da, peki ya sen ne zaman doyacaksın ey nefs?

Düşünmeden edemiyor insan: Onsuz bir hayat cennet olur muydu? Yoksa cennet dediğimiz yer, zaten onu tımar edebilme dirayetinden mi geçiyor?

Neydi sahi nefs?

İnsan kitabını okudukça anlamaya başlıyoruz. Hani o meşhur hadiste ifade edildiği gibi: "Kim nefsini bildi, işte o Rabbini bildi." Nefs; bizi biz yapan ama kontrolsüz kaldığında bizi bizden çıkaran o hassas denge… Bizi en güzel kıvamdan (Ahsen-i Takvîm), altların en altına (Esfele Sâfilîn) düşürebilecek kadar keskin bir bıçak.

Kur’an-ı Kerim’de üzerine yemin edilen, arındığında övülen, Mutmainne olan da o; bütün dünya onun olsa bir ikincisini isteyecek kadar doyumsuz olan da… Belki bir yılkı atı kadar hırçın ve dizginlenmesi zor; ama ıslah edildiğinde insanı hakikate taşıyan asil bir binek. Günümüz nörolojisinin "ilkel, içgüdüsel ve hayvani beyin" dediği alt beyin; belki de bizim nefse yüklediğimiz o derin anlamların modern dünyadaki karşılığı veya onun yaşam alanı.

Eskiler de insanın bu özelliğini bildiklerinden, Allah’ın elçilerinin birer beşer olmasını kabul edememiş; hatta onlardan İsa aleyhisselamı putlaştırmışlardı. Kur’an onların bu hallerini bize şöyle anlatır: “Neden aramızdan bir elçi gönderildi ki? O elçi bir melek olamaz mıydı?”

Oysa hiç hata yapmayan, acıkmayan, arzu duymayan ve sadece emri ifa eden bir varlık insana nasıl rehber olabilirdi? Kur’an-ı Kerim, istenseydi hiç günah işlemeyen tek tip bir toplum yaratılabileceğini bize hatırlatır. Demek ki Yaratan; Kendi iradesiyle, kendi gönlüyle ve nefsinin arzusuna rağmen Hakk’a yönelen “gerçek özgür kullar” dilemiştir.

Zıtlıklar yoksa seçim yoktur. Seçim ve gayret yoksa başarıdan söz edilebilir mi?

Gerçek başarı; her türlü imkâna, fırsata ve güce sahipken helal olanı seçebilmektir. Sadece haramdan değil, şüpheli olan şeylerden de kaçınabilmektir. Mala, mülke, makama, şehvete ve o doymak bilmeyen hırslara köle olmamaktır. Bizi her daim dünyaya ram eyleyen tüm beşeri arzulara ve nefse rağmen, o kıymetli müminlerden olabilmek ne büyük bir başarıdır.

Belki dünya, Ramazan ayının bir hali; iftar ise tüm bu sakınmaların ardından Sûr’a üfleniştir...

Rabbim bizleri; sadece ahiretteki hesap gününde değil, henüz bu dünyadayken haram kazançlardan uzak duran, o dizginlememiz gereken nefsin esiri olmayan, yüzünü ve gönlünü her daim aydınlık kılan ve helalinde geçim arayan ahlaklı insanlar zümresine ilhak etsin. Kur’an’da zikredilen o öğüdü dinleyerek nefislerine zulmetmeyen; onu geçici haz ve menfaatlerde değil, Rabbin kalıcı olan diyarının güzelliklerinde Mutmainne kılabilenlerden olmak dileğiyle...

Aydın Babacan

DİĞER YAZILARI Zirveleri Arzularken 01-01-1970 03:00 ÖZE YOLCULUK: RUH VE BİLİNÇ 01-01-1970 03:00 Eylül: Umudun ve Hüznün Buluştuğu Ay 01-01-1970 03:00 Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır 01-01-1970 03:00 Kalemden Levh-i Mahfûz’a 01-01-1970 03:00 Kıymetli Yazıcılar 01-01-1970 03:00 Kusursuzluk Yanılgısı ve İnsan 01-01-1970 03:00 Yeryüzünün  Misafiri 01-01-1970 03:00 Sınırların Hikmeti  01-01-1970 03:00 Sarsılan Kalelerden Hakiki Sığınağa...  01-01-1970 03:00 Kokluyorsak Varız 01-01-1970 03:00 Alaycılığın Sonu Hüsrandır 01-01-1970 03:00 İlahi Nizamın İzinde, Kuantum Dolanıklığı  01-01-1970 03:00 Bir Yanımız Eksik 01-01-1970 03:00 Duygular, İhtiyaçlar ve Ebediyet 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik 01-01-1970 03:00 DOĞANIN VE DUANIN BİRLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahmet Amca’nın Kuzuları 01-01-1970 03:00 Gözden Uzak Gönülden Uzak 01-01-1970 03:00 Hayal ve Gerçek: Uykunun Gizemli Kapısı 01-01-1970 03:00 Topraktan Çıkan Sanat 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönmek 01-01-1970 03:00 Sahip miyiz, Şahit mi? 01-01-1970 03:00 Edep Ya Hu!  01-01-1970 03:00 Hayatın İzi Bir Damla Su 01-01-1970 03:00 ​Ay’ın Karanlık Yüzü 01-01-1970 03:00 Portakal Kokusunda Tren Yolculuğu 01-01-1970 03:00 KAOS MU, DÜZEN Mİ? İNSANIN YERİ 01-01-1970 03:00 ​Akıbetimiz Bayram Olsun 01-01-1970 03:00 Ramazan Bir Ömür Demek 01-01-1970 03:00 İstanbul’un Minarelerinde Ramazan 01-01-1970 03:00 Tekrarlanan Yedili: Kalbin Her Gün Yenilenen Sözleşmesi 01-01-1970 03:00 Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan  01-01-1970 03:00 ​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 Müminin İki Kanadı: İman ve Salih Amel 01-01-1970 03:00 Gönle Düşen İlk Emir.  01-01-1970 03:00 Sadakatin Hikâyesinde Kanat Çırpan Muhafızlar  01-01-1970 03:00 Namazla Ulaşalım Huzura.  01-01-1970 03:00 Memleketten Uzaklarda. 01-01-1970 03:00 Söz Uçar Yazı Kalır Mı? 01-01-1970 03:00 Zamanın Şahitliği 01-01-1970 03:00 ​21 Aralık: En Uzun Gece. 01-01-1970 03:00 Zıtlıklar, Hayatın Ritmi ve Denge 01-01-1970 03:00 Vahdetten Kesrete Renklerin Bize Söylediği Sır. 01-01-1970 03:00 Vicdan Terazisiyle Tartmak. 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 “Benzemez kimse sana.” 01-01-1970 03:00 Kurtuluşu Arayanlar ve Mirasyediler. 01-01-1970 03:00 Kopmayan Bağ 01-01-1970 03:00