ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

15-08-2026 12:32

ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ

İnsan özgür olmak ister. Fakat çoğu zaman özgürlüğün kendisini değil, sonuçlarına katlanmak zorunda olmadığı bir özgürlük hayalini ister.

İstediğimiz zaman gitmek, vazgeçmek, yeniden başlamak, bir ilişkiyi bitirmek, bir işi bırakmak, başka bir hayat seçmek isteriz. Fakat bütün bunların arkasından gelen o zor soruyla karşılaşmak istemeyiz:

“Peki, seçiminin bedelini taşımaya hazır mısın?”

Jean-Paul Sartre’ın özgürlük anlayışının insanı rahatsız eden tarafı tam da buradadır. Sartre için insan seçim yapmaktan kaçamaz. Hatta hiçbir şey yapmamak bile bir seçimdir. “Karar vermedim” dediğimiz yerde dahi aslında mevcut durumun devamını seçmiş oluruz. 

Sartre bunu açık biçimde ifade eder: “Seçmemek de bir seçimdir.” 

Bu nedenle özgürlük, çoğu zaman zannettiğimiz gibi sınırsız hareket edebilmek değildir.

Özgürlük, seçtiğimiz hayatın sorumluluğunu başkasının omuzlarına bırakmamaktır.

İnsan ilişkilerinde bunun örneklerini sürekli görürüz.

Bir ilişkide yıllarca mutsuz kalırız ama “Beni bırakmadı” deriz.

Sevmediğimiz bir işte yıllarca çalışırız ama “Şartlar böyleydi” deriz.

Hayallerimizi erteleriz ama “Zamanım olmadı” deriz.

Bir kararın yanlış olduğunu biliriz ama “Herkes böyle yapıyordu” diyerek kendimizi rahatlatırız.

Bütün bu cümlelerin ortak bir tarafı vardır:

Sorumluluğu kendimizden uzaklaştırmak.

Çünkü insan bazen özgürlüğünü kaybetmekten çok, özgürlüğünün getirdiği sorumluluktan korkar.

Erich Fromm’un Özgürlükten Kaçış adlı eserinde üzerinde durduğu mesele de budur. Fromm’a göre modern insan dışarıdan özgür görünmesine rağmen başkalarının beklentilerine, toplumsal kalıplara ve kabul görme arzusuna teslim olabilir. Böylece karar verme yükünden kurtulur; fakat bunun karşılığında kendi benliğinden bir parça kaybeder. 

Burada çok önemli bir paradoks vardır:

İnsan bazen özgür olmamak için bile özgürlüğünü kullanır.

Kendi kararını vermek yerine ailesinin kararına sığınır.
Toplum ne der diye kendi hayatından vazgeçer.
Yalnız kalmamak için yanlış ilişkide kalır.
Başarısız olmaktan korktuğu için hiç denemez.

Sonra yıllar geçtiğinde hayatına bakıp “Ben bunu istememiştim” der.

Belki de çağımızın en büyük kişisel trajedilerinden biri budur: İnsanın kendi seçtiği hayatın içinde kendisini mağdur hissetmesi.

Zygmunt Bauman’ın modern dünyaya ilişkin analizleri de özgürlük ile güvenlik arasındaki gerilimi hatırlatır. Bauman’ın yaklaşımında modern insan daha fazla özgürlük kazanırken güvenliğin bir bölümünü kaybetmiş; seçeneklerin çoğalması aynı zamanda belirsizliği ve kaygıyı büyütmüştür. 

Bugün önümüzde geçmiş kuşakların sahip olmadığı kadar çok seçenek var.

Kiminle yaşayacağımızı, nerede çalışacağımızı, hangi şehirde bulunacağımızı, nasıl bir hayat kuracağımızı daha fazla belirleyebiliyoruz.

Fakat seçeneklerin çoğalması insanı otomatik olarak özgürleştirmiyor.

Bazen tam tersine felç ediyor.

Çünkü her seçim, seçmediğimiz başka ihtimallerden vazgeçmek demektir.

Bir insanı seçtiğinizde başka ihtimalleri geride bırakırsınız.
Bir şehirde yaşamayı seçtiğinizde başka hayatları terk edersiniz.
Bir mesleği seçtiğinizde başka yollar kapanır.
Bir ilişkiden ayrıldığınızda özgürlüğü kazanabilirsiniz ama yalnızlığın ihtimalini de kabul edersiniz.

İşte yetişkin özgürlüğü burada başlar.

Hem seçebilmek hem de seçimin kayıplarını taşıyabilmek.

Bu yüzden özgürlük ile keyfilik birbirine karıştırılmamalıdır.

“Canım ne isterse yaparım” özgürlük değildir.

Gerçek özgürlük şunu söyleyebilmektir:

“Bunu ben seçtim. Sonucu istediğim gibi olmayabilir. Ama sorumluluğunu başkasına yüklemeyeceğim.”

İnsan hayatında büyük bir psikolojik dönüşüm tam da bu cümleyle başlar.

Çünkü insan sürekli anne-babasını, eşini, eski sevgilisini, patronunu, arkadaşlarını, toplumu veya geçmişini suçladığı sürece kendi hayatının öznesi olamaz.

Elbette herkes hayata aynı koşullarda başlamaz. Ekonomik şartlar, aile, eğitim, toplumsal yapı ve içinde yaşadığımız dönem seçeneklerimizi sınırlar. 

Dolayısıyla özgürlüğü “İnsan isterse her şeyi yapar” gibi yüzeysel bir slogana indirgemek doğru değildir. Varoluşçu düşüncede de insanın içinde bulunduğu gerçek koşullar ile seçimleri arasındaki gerilim önemlidir. 

Ama koşulların bizi sınırlaması başka şeydir, bütün hayatımızın sorumluluğunu koşullara teslim etmek başka şey.

Belki geçmişimizi seçemedik.

Bize yapılanları seçemedik.

Karşımıza çıkan insanları seçemedik.

Kaybettiklerimizi seçemedik.

Ama bütün bunlardan sonra kim olacağımıza ilişkin vereceğimiz kararların en azından bir bölümünde hâlâ söz sahibiyiz.

Sartre’ın insanı sarsan düşüncesi burada yeniden karşımıza çıkar:

Kaçmak da seçimdir.
Susmak da seçimdir.
Kalmak da seçimdir.
Gitmek de seçimdir.
Ertelemek de seçimdir.

Ve bazen hayatımızı değiştiren şey yeni bir seçenek bulmak değil, yıllardır yaptığımız seçimin aslında bir seçim olduğunu fark etmektir.

İnsan o zaman mazeretlerinden çıkarak kendi hayatına dönmeye başlar.

Çünkü özgürlük kapıları açmak değildir yalnızca.

Hangi kapıdan geçtiysen, artık o yolun sana ait olduğunu kabul edebilmektir.

Belki de gerçek özgürlüğün en ağır, fakat en olgun cümlesi şudur:

“Özgür olmak, istediğini yapmak değil; yaptığın seçimin sorumluluğunu üstlenebilmektir.”

Ve insan, hayatının sorumluluğunu gerçekten üstlendiği gün yalnızca özgürleşmez.

Kendi hayatının öznesi olmaya başlar.

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER

DİĞER YAZILARI KÂBUSA ALIŞAN TOPLUMLAR 01-01-1970 03:00 BEYAZ TÜRKLER NEDEN KÜSTÜ? 01-01-1970 03:00 Rüyalar, Gerçekler ve Kimlik Arayışı 01-01-1970 03:00 NÜKLEER SAVAŞLAR DEĞİL, AHLAKİ ÇÖKÜŞLER DEVLETLERİ YIKAR 01-01-1970 03:00 EĞİTİMDE KİM DENETÇİYİ DENETLİYOR? 01-01-1970 03:00 CHP’DE PERDE ARKASI: BU DEĞİŞİMİN MİMARI KİM? 01-01-1970 03:00 Devlet Eleştirilir… Peki Toplum Kendini Ne Zaman Eleştirecek? 01-01-1970 03:00 Tükenen Toplum: Ekonomik Krizden Daha Büyük Bir Çöküş Var 01-01-1970 03:00 Öğrenci Var, Öğrenme Nerede? Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması 01-01-1970 03:00 İnsanın Geride Bıraktığı İz: Sahip Olmak mı, Dokunmak mı? 01-01-1970 03:00 Sessizlikten Ekrana: Kuşaklar Değişti, Travma El Değiştirdi… 01-01-1970 03:00 Bir Sayı Neden Bu Kadar Gürültü Yapar? 01-01-1970 03:00 Okullarda Görülen Vakalar Tesadüf mü, Sistem Sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Bu Sessizlik Hepimizin Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 Deneme Sınavlarıyla Yönetilen Eğitim: Çocuğu Unutan Sistem 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 Görünmez Yaralar: Dijital Şiddetin Yeni Yüzyıldaki Sessiz Krizi 01-01-1970 03:00 İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli 01-01-1970 03:00 Zihnin Karanlık Döngüsü: Ruminasyon Çağı ve Sessiz Tükenişimiz 01-01-1970 03:00 Çağın Krizi: Odaklanamayan Zihinler ve Anlamdan Uzaklaşan Okumalar 01-01-1970 03:00 Özel Röportaj | “Uykusuzluk Çağı: Türkiye Neden Dünyanın En Uykusuz Ülkesi Oldu?” 01-01-1970 03:00 Esir Dünyalar: Bağımlılığın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 İşte Geldik, Gidiyoruz: Hayatın Kısa Konuğu Olmak 01-01-1970 03:00 Toplum Olarak Sabırsız Olduk: Her Şey Hemen Olsun 01-01-1970 03:00 Kendinden Gidip Kendine Varan Yolculuk… 01-01-1970 03:00 Hayat Bazen Acı Çekmektir 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYAM MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 “Burası Adıyaman: Bir Aşkın Susarak Konuştuğu Şehir” 01-01-1970 03:00 Boykotun Bedeli: Tepki mi, Tahribat mı? Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer 01-01-1970 03:00 KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER St. Clements Üniversitesi Dekan Yardımcısı 01-01-1970 03:00 Erkek Aklının Gizli Dosyası: Aldatma Eğilimi Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Cam Tavanın Gölgesinde Öğrenilmiş Çaresizlik: Türkiye Toplumunda Görünmez Engeller 01-01-1970 03:00 Babasına Yazılmış Ama Aslında Hepimize Hitap Eden Bir Mektup 01-01-1970 03:00 Nevrotik Çıkmazlar: İçgüdü, Toplum ve Bireyin Dengesiz Dengesi 01-01-1970 03:00 Varlığın Ağırlığı: Bulantı ve Sartre’ın Varoluşsal Krizi 01-01-1970 03:00 Kadının Susturulmuş Çığlığı: Freud’un Histeri Vakaları ve Bugünün Gerçeği 01-01-1970 03:00 Duygular mı Çekiyor, Yoksa Kelimeler mi Büyülüyor? 01-01-1970 03:00 Toplumsal Dönüşümün Psikolojisi: İnsan ve Toplum Arasındaki Derin Bağ 01-01-1970 03:00 Labirentten Çıkış: Hayallerin Gücüyle Yükselmek 01-01-1970 03:00 Toplum Baskısı ve Dijital Yalnızlık: Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehdit 01-01-1970 03:00 Erken Çocukluk Döneminin Silinmez İzleri: 0-3 Yaş Arası Öğrenmenin Gücü 01-01-1970 03:00 Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları: Dijital Çağda Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Kanun ve Kaos: Komiserin Gölgesi, Eşkıyanın Yo 01-01-1970 03:00 Başımız Belada mı, Yoksa Belaya Göz mü Yumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Başım Belada: Günümüzün Eşkıyaları ve Yasal Mermiler 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Çocuk ve Yalnızlık: Sessiz Çığlıklarımız 01-01-1970 03:00 Koltuk Korkusu: Güce Teslimiyetin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kendimizle Bağ Kurmadan Başkalarına Ulaşabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Kadın Susarsa, Toplum Kaybeder: Şiddet ve Tacizin Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı: Gelecek Nesillerimizin Sessiz Çöküşü 01-01-1970 03:00 Türk Milleti ve Maneviyatı: Tarihsel Perspektiften Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Psikoterapik Yaklaşım Olarak Hücum Terapisi 01-01-1970 03:00 ÇOĞUL KİŞİLİKLER 01-01-1970 03:00 KAYGI OLAĞAN BİR HEYECANDIR 01-01-1970 03:00 Günlük yaşamımızda hayali diyaloglar.. 01-01-1970 03:00 A TİPİ KİŞİLİK 01-01-1970 03:00 ODAKLANMA SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR 01-01-1970 03:00 CİNSEL NARSİZM 01-01-1970 03:00 HİPERAKTİVİTE OKUL BAŞARISINI ETKİLERMİ 01-01-1970 03:00 CİNSEL KITLIK 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUKTAKİ SARSINTILARI İLİŞKİLERİMİZDE CANLANDIRMAK 01-01-1970 03:00 NEVROTİK ÇIKMAZLAR… 01-01-1970 03:00 Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. 01-01-1970 03:00 ARABA SAHİPLİĞİ ÖZGÜRLÜK İLE İLİŞKİLENDİRME 01-01-1970 03:00