DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE: Bir Gezginin Eskişehir İzlenimleri ve 19 Mayıs Coşkusu
Selhan Özdemir'den Duygu Seli
"Yolu gören değil, gezen bilir" derler ya, işte tam da o ruh halindeyim bugün. Gazetecilik yıllarımın o bitmek bilmeyen merakı ve keskin gözlem yeteneğim, içimdeki coşkulu duygusallıkla harmanlanınca ortaya kelimelerle tarif etmesi zor bir ruh hali çıkıyor. Üç günlüğüne ikinci kez ayak bastığım bu güzelim şehir, Eskişehir, adeta bir mıknatıs gibi beni kendine çekiyor.
İlk durağım elbette ki Porsuk Çayı oldu. Bu, İtalya'nın o romantik şehri Venedik'i andıran, kıvrımlı sularında gondolların ve sandalların süzüldüğü, etrafında neşeyle sohbet eden insanların kahkahalarının yankılandığı huzurlu bir vaha. Suyun dinginliği içime işlerken, "tebdil-i mekanda ferahlık vardır" sözü zihnime kazınıyor.
Elbette ki Eskişehir'e gelip de yöresel lezzetlerin tadına bakmamak olmazdı. O meşhur, çıtır çıtır çi börekten yemeden, içimi ısıtan bozasından yudumlamadan, doyurucu balaban köftesi ve ağızda dağılan met helvasını tatmadan dönmek büyük bir eksiklik olurdu. Hele o haşhaşlı çörek yok mu, bambaşka bir lezzet şöleniydi adeta.
Porsuk Çayı'nın kıyısında oturmuş, uzaklara dalıp gitmişken, içimden o tanıdık şiir mısraları yükseldi:
Döküldüm yollara, aradım sokaklarda bir bir, Önüme gelen her kapıyı çaldım. Kimi neyi istediğimi bilmeden, Oysa aradığım sevdamdı içimi ürperten, Yoktun hiçbir yerde. Gökte bulutlara saklanmış gibi yerde, Pencerenin arkasında durmuş seyreder gibi, Akdı gitti bomboş bir gece.
Yürümekten ayaklarıma kara sular inse de, bu arayışın verdiği o tatlı yorgunluk bile güzeldi. Ardından o meşhur balaban köftesinin tadıyla kendime geldim ve rotamı Odunpazarı'nın o tarihi evlerinin arasına kurulan, birbirinden güzel lületaşı ürünlerinin sergilendiği mağazalara çevirdim. Buradan sevdiklerim için küçük hatıralar alırken, tarihin ve sanatın iç içe geçtiği atmosfer beni büyüledi.
Balmumu Müzesi'nde tarihe mal olmuş liderlerin ve sanat dünyasının önemli isimlerinin gerçeğe yakın heykellerini görmek ise bambaşka bir deneyimdi. Sanki o an, farklı zaman dilimlerinde bir yolculuğa çıkmış gibi hissettim. Ve sonra, çocukluğumun masalsı hayallerini canlandıran Sazova'daki o görkemli Masal Şatosu... İnsanın içindeki o bitmeyen çocuksu heyecanı yeniden alevlendiriyor.
Haller Çarşısı ise adeta bir renk ve çeşitlilik cümbüşüydü. El emeği göz nuru cam eşyalar, Anadolu'nun etnik desenlerini taşıyan birbirinden şık giyim ürünleri, göz alıcı hediyelik takılar ve o yöreye özgü tatlılar... Her biri ayrı bir öykü anlatıyor gibiydi.
İç Anadolu'nun bu incisi Eskişehir'e ulaşım da oldukça kolay. Özellikle trenle yapılan yolculuk, bambaşka bir keyif sunuyor. Hatta günübirlik gelip bu güzellikleri soluyan pek çok insanla karşılaştım.
Sevgili okurlarım, havaların iyiden iyiye ısındığı bu güzel bahar günlerinde, Eskişehir'i mutlaka gezi listenize almanızı tavsiye ederim. Unutmayın, bir Bosna atasözü der ki: "Seyahatinin önündeki tek engel kapının eşiğidir." O eşiği aşın ve bu güzel şehri keşfedin.
Ve bugün, 19 Mayıs... Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkarak bağımsızlık meşalesini yaktığı, gençliğe armağan ettiği bu anlamlı gün. Tüm kalbimle, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyorum!
Sevgiyle kalın...
Selhan Özdemir

