Rüzgar olabilsem;
Dolup bir yelkenlinin ciğerlerine,
Soluksuz yalayıp geçsem,tüm mavilikleri,,,
Hayalleri, düşleri alıp,
Bir yağmur bulutuna sarsam
Ve yağsam biteviye,
Düşsüzlüğün bahçelerine...
Ve vursam kendimi,
Umutsuzluğun,yalnızlığın,
En sivri, en keskin kayalarına...
YARALARIMDAN anlasalar beni.
Tüm ışıltılı gözlerin,ışıltılarını alıp,
Yıldızların gözlerine koysam,
Tüm mevsimleri,süpürüp atsam,
Boyasam, dünyanın ufuklarını
Sevdanın gözlerindeki baharın rengine...
Sadece sevenlerin ezberindeki sevdanın şarkısını söylesem
Hafif yanımla,
Tüm pencerelerin pervazlarına,
Uykusu kaçmış gecelerin ninnisi gibi...
Kullanılmış,eskitilmiş,kirletilmiş,
Her şeyin ötelerine geçsem
Yalın ayak;
Ayaklarım değse
Ve tüm benliğimde duyumsasam,
Yumuşaklığını,ılıklığını yepyeninin...
Ve kapaklanıp düşsem,
Sevdanın,gerçek sevdanın topraklarına
Her yanım, ulaşmışliğin, utkunun tozlarına bulansa.
Tüm düşleri alıp katsam birbirine
Tüm düşler,sevişse birbirleriyle düşlerinde...
Yorgun yılları göğsümde uyutup,
Dizginsiz taylar gibi koşturup zamanı
Gençliğin esrikliğini içsem,
Eskimiş kadehlerden...
Ve bir gülümseme sersem, dünyanın ablak yüzüne,
Bir gülümseme ki;
Yenilgiye bile gülümseyen...
Kabullense yüreğim,
Yenilgilerin de, yenilgileri yenen bir yengi olduğunu...
Ters esip geriye sarsam zamanı
Değse taş devri ozanlarının, türkülerinin sesi,sesime...
Mağara duvarlarına çizilmiş, aşkın, ilk hal çizgilerine,
Yüzümü sürerek geçsem
Mim koysam...
Benden sonra esecek rüzgarlar,
Sevdanın çizgi masallarını okusa, Evrenin boşluğuna...
Bir rüzgar deryasında buluşsam, tufanlarla, fırtınalarla,
Karışmanın, bir olmanın dinginliğinde kaybolsam,
Hiçbir yere değmemiş yanımla dokunsam
İnsanlığın kan uykularına,
Duyarsızlıklarına...
Ürperse, diken diken olsa,
İnsanlığın, insan yanı...
Ahmet İLBAŞ