KENDİNDEN VAZGEÇEN İNSAN

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

05-10-2026 13:12

KENDİNDEN VAZGEÇEN İNSAN


Bazı insanlar yenilmez. Sadece bir gün, kazanmanın artık hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmaya başlar.

Bir insanın kendinden vazgeçtiğini nasıl anlarsınız?

Ağlamasından mı? Öfkelenmesinden mi? Her şeyi bırakıp gitmesinden mi?

Belki de hiçbirinden.

Çünkü insanın kendinden vazgeçişi her zaman gürültülü olmaz. Bazen hayatına eskisi gibi devam eder. Sabah kalkar, işine gider, sorumluluklarını yerine getirir, insanlarla konuşur, hatta güler.

Ama artık bazı şeyleri yapmaz.

Kendisini eskisi kadar anlatmaz. Yanlış anlaşıldığında düzeltmeye çalışmaz. Haksızlığa uğradığında aynı öfkeyi duymaz. Gelecekten daha az söz eder, daha az plan yapar, daha az heyecanlanır.

Ve giderek daha sık iki kelime kullanmaya başlar:

“Boş ver.”

Bazen bu iki kelime sıradan bir vazgeçiş değildir. Uzun süre mücadele etmiş bir insanın yorgunluğudur.

Çünkü öfkelenen insanın hâlâ değiştirmek istediği bir şey vardır. İtiraz eden insanın hâlâ beklentisi vardır. Mücadele eden insan, sonucun değişebileceğine bir yerlerde hâlâ inanıyordur.

Asıl sessizlik, insan hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmaya başladığında gelir.

İnsan neden vazgeçer?

Martin Seligman’ın çalışmalarıyla bilinen öğrenilmiş çaresizlik kavramı burada önemlidir.

İnsan, tekrar tekrar kontrol edemediğini düşündüğü olumsuzluklarla karşılaştığında, zamanla değiştirebileceği koşullar karşısında bile girişimde bulunmamaya başlayabilir.

Çünkü zihnine tehlikeli bir düşünce yerleşmiştir:

“Ne yaparsam yapayım sonuç değişmeyecek.”

Önce denemeyi azaltır. Sonra istemeyi… Ardından beklentilerini küçültür. En sonunda hayal kırıklığı yaşamamak için hayal kurmamayı öğrenir.

Üstelik dışarıdan bakıldığında buna bazen “olgunluk” bile denilir.

Oysa her kabulleniş olgunluk değildir. Bazı kabullenişler, yorulmuş bir insanın artık direnmemesidir.

Toplum hedef gösterir, ama herkes aynı yerden başlamaz

Robert K. Merton’un toplumsal yapı üzerine düşünceleri, toplumların insanlara başarı hedefleri sunarken bu hedeflere ulaşma imkânlarını herkese aynı ölçüde sağlayamayabileceğini gösterir.

Bugünün insanına sürekli ne olması gerektiği söyleniyor:

Başarılı ol. Daha fazla kazan. Kariyer yap. İyi bir eş, iyi bir anne ya da baba ol. Kendini geliştir. Sağlıklı ol. Mutlu ol. Üret. Yetmiyorsa biraz daha çalış.

Fakat çok az kişi şu soruyu soruyor:

İnsan bütün bunlara nasıl yetişecek?

Modern toplum sürekli yeni bitiş çizgileri çiziyor. Birine ulaşıyorsunuz, karşınıza yenisi çıkıyor.

Sonunda hayat, yaşanacak bir şey olmaktan çıkıp sürekli geçilmesi gereken bir sınava dönüşüyor.

İnsan artık yaşamıyor; hayata yetişmeye çalışıyor.

Başarı çağının yorgun insanı

Byung-Chul Han’ın çağdaş toplum üzerine düşünceleri ise meselenin başka bir tarafını gösteriyor.

Eskiden insana, “Bunu yapmak zorundasın” deniliyordu.

Bugün ise çok daha çekici bir cümle kuruluyor:

“İstersen her şeyi başarabilirsin.”

İlk bakışta umut verici görünse de ağır bir tarafı vardır. Çünkü insana her şeyi başarabileceği söylendiğinde, başaramadığı her şeyin sorumluluğunu da kendisine yüklemeye başlayabilir.

“Yeterince çalışmadım.”

“Yeterince güçlü değildim.”

“Daha fazlasını yapmalıydım.”

Böylece baskı dışarıdan insanın içine taşınır.

İnsan kendi kendisinin işçisi, yöneticisi ve yargıcı hâline gelir.

Belki de çağımızın en büyük yorgunluklarından biri budur:

İnsan dinlenirken bile kendisini suçlu hisseder.

Richard Sennett’in modern çalışma hayatına ilişkin değerlendirmeleri de belirsizliğin ve sürekli değişimin insan üzerindeki etkilerine dikkat çeker.

Bugünün insanı yalnızca işini değil; gelirini, statüsünü, saygınlığını, çevresini ve geleceğini kaybetmekten korkuyor.

Bu nedenle sürekli kendisini kanıtlamak zorunda hissediyor.

Ve insanı her zaman büyük felaketler tüketmiyor.

Bazen yüzlerce küçük hayal kırıklığı tüketiyor.

Ertelenmiş istekler…

Karşılıksız emekler…

Anlaşılmamak…

Değişmeyen sonuçlar…

İnsan bunların hiçbirinde tamamen yıkılmıyor.

Ama her birinde biraz eksiliyor.

Bir toplum “boş ver” demeye başladığında

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta belki de burasıdır.

Günlük hayatımızda ne kadar sık duyuyoruz:

“Uğraşmaya değmez.”

“Bir şey değişmez.”

“Kim dinleyecek?”

“Benden geçti.”

“Böyle gelmiş, böyle gider.”

Bunlar yalnızca bireysel yılgınlık cümleleri değildir.

Bir toplumda bu ifadeler yaygınlaşmaya başladığında mesele psikolojinin sınırlarını aşar ve sosyolojinin alanına girer.

Çünkü toplumların gücü yalnızca ekonomileriyle, kurumlarıyla veya teknolojileriyle ölçülmez.

İnsanlarının geleceğe inanma kapasitesi de bir toplumun gücüdür.

En sessiz kayıp umuttur

İnsan parasını kaybettiğinde fark eder. İşini kaybettiğinde bilir. Bir yakınını kaybettiğinde yas tutar.

Peki umut kaybolduğunda?

Onun için cenaze düzenlenmez. Kimse başsağlığı dilemez.

Çünkü insan hâlâ oradadır. Sabah kalkıyor, işe gidiyor, sorumluluklarını yerine getiriyor, insanlarla konuşuyor, hatta gülüyordur.

Ama içinde çok önemli bir kelime eksilmiştir:

“Belki…”

Belki düzelir.

Belki değişir.

Belki yeniden başlarım.

Belki başka türlü olabilir.

İnsan hayatındaki “belki”leri kaybetmeye başladığında gelecek, umut edilen bir zaman olmaktan çıkar; takvimde henüz gelmemiş günlere dönüşür.

Kendinden vazgeçen insan

İşte bu nedenle kendinden vazgeçen insanı kalabalığın içinde tanımak zordur.

Bağırmaz. Kapıları çarpmaz. Herkese küsmez.

Sadece hayatla arasındaki pazarlığı yavaş yavaş bitirir.

Daha az ister.

Daha az bekler.

Daha az hayal kırıklığı yaşamak için daha az umut eder.

Ve çevresindekiler buna sakinlik diyebilir.

Oysa bazen sakinlik sandığımız şey, insanın içindeki savaşların sona ermesi değildir.

Savaşmaya değer bir şey kaldığına dair inancının sona ermesidir.

Bu yüzden insanları yalnızca ağladıklarında ya da öfkelendiklerinde fark etmeyelim.

Bazen asıl, hiçbir şeye tepki vermemeye başladıklarında dönüp bakmak gerekir.

Çünkü öfkelenen insan hâlâ dünyadan bir şey bekliyordur. İtiraz eden insan hâlâ değişimin mümkün olduğuna inanıyordur.

Ama bir gün yalnızca:

“Boş ver.”

demeye başladıysa…

Belki gerçekten boş vermemiştir.

Belki çok uzun süre önemsemiş, çok uzun süre mücadele etmiş, çok uzun süre anlatmış ve bir şeylerin değişmesini beklemiştir.

Ve sonunda yorulmuştur.

Bazen insan susar; söyleyecek sözü kalmadığı için değil, söylediği sözün bir şeyi değiştireceğine dair inancı kalmadığı için.

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

DİĞER YAZILARI OKUL-AİLE BİRLİKLERİ KAPATILSIN: EĞİTİMDE PARA TRAFİĞİNE AÇIK KAPI BIRAKILMASIN 01-01-1970 03:00 OKUL AİLE BİRLİKLERİNİN MALİ YAPISI TARTIŞILMALI: MEB’E ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI OKULLARDAKİ PARA HAREKETLERİ İÇİN DAHA GÜÇLÜ DENETİM TALEBİ 01-01-1970 03:00 Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER’in aylar önce gündeme taşıdığı “kitap kafe ve kayıt dışı eğitim” tartışmasında yeni dönem: Millî Eğitim Bakanlığı 81 ilde saha taraması istedi 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYA MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 OKULUN KAPISINA GÜVENLİK KOYMAK YETMEZ: ÇOCUĞUN SESSİZLİĞİNİ OKUMAYI ÖĞRENMELİYİZ 01-01-1970 03:00 KENDİNE AİT OLMAYAN BİR HAYATI YAŞAMAK 01-01-1970 03:00 MERHABA SOYLU SEVDAM, MERHABA VATAN 01-01-1970 03:00 HAYALİNE ÂŞIK OLDUM, GİTTİM; BİTİREMEDİM 01-01-1970 03:00 VİCDAN HERKESTE AYNI YERDE DEĞİLDİR 01-01-1970 03:00 İNSAN KENDİ İRADESİNİ NEDEN BAŞKASINA TESLİM EDER? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ 01-01-1970 03:00 KÂBUSA ALIŞAN TOPLUMLAR 01-01-1970 03:00 BEYAZ TÜRKLER NEDEN KÜSTÜ? 01-01-1970 03:00 Rüyalar, Gerçekler ve Kimlik Arayışı 01-01-1970 03:00 NÜKLEER SAVAŞLAR DEĞİL, AHLAKİ ÇÖKÜŞLER DEVLETLERİ YIKAR 01-01-1970 03:00 EĞİTİMDE KİM DENETÇİYİ DENETLİYOR? 01-01-1970 03:00 CHP’DE PERDE ARKASI: BU DEĞİŞİMİN MİMARI KİM? 01-01-1970 03:00 Devlet Eleştirilir… Peki Toplum Kendini Ne Zaman Eleştirecek? 01-01-1970 03:00 Tükenen Toplum: Ekonomik Krizden Daha Büyük Bir Çöküş Var 01-01-1970 03:00 Öğrenci Var, Öğrenme Nerede? Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması 01-01-1970 03:00 İnsanın Geride Bıraktığı İz: Sahip Olmak mı, Dokunmak mı? 01-01-1970 03:00 Sessizlikten Ekrana: Kuşaklar Değişti, Travma El Değiştirdi… 01-01-1970 03:00 Bir Sayı Neden Bu Kadar Gürültü Yapar? 01-01-1970 03:00 Okullarda Görülen Vakalar Tesadüf mü, Sistem Sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Bu Sessizlik Hepimizin Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 Deneme Sınavlarıyla Yönetilen Eğitim: Çocuğu Unutan Sistem 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 Görünmez Yaralar: Dijital Şiddetin Yeni Yüzyıldaki Sessiz Krizi 01-01-1970 03:00 İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli 01-01-1970 03:00 Zihnin Karanlık Döngüsü: Ruminasyon Çağı ve Sessiz Tükenişimiz 01-01-1970 03:00 Çağın Krizi: Odaklanamayan Zihinler ve Anlamdan Uzaklaşan Okumalar 01-01-1970 03:00 Özel Röportaj | “Uykusuzluk Çağı: Türkiye Neden Dünyanın En Uykusuz Ülkesi Oldu?” 01-01-1970 03:00 Esir Dünyalar: Bağımlılığın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 İşte Geldik, Gidiyoruz: Hayatın Kısa Konuğu Olmak 01-01-1970 03:00 Toplum Olarak Sabırsız Olduk: Her Şey Hemen Olsun 01-01-1970 03:00 Kendinden Gidip Kendine Varan Yolculuk… 01-01-1970 03:00 Hayat Bazen Acı Çekmektir 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYAM MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 “Burası Adıyaman: Bir Aşkın Susarak Konuştuğu Şehir” 01-01-1970 03:00 Boykotun Bedeli: Tepki mi, Tahribat mı? Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer 01-01-1970 03:00 KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER St. Clements Üniversitesi Dekan Yardımcısı 01-01-1970 03:00 Erkek Aklının Gizli Dosyası: Aldatma Eğilimi Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Cam Tavanın Gölgesinde Öğrenilmiş Çaresizlik: Türkiye Toplumunda Görünmez Engeller 01-01-1970 03:00 Babasına Yazılmış Ama Aslında Hepimize Hitap Eden Bir Mektup 01-01-1970 03:00 Nevrotik Çıkmazlar: İçgüdü, Toplum ve Bireyin Dengesiz Dengesi 01-01-1970 03:00 Varlığın Ağırlığı: Bulantı ve Sartre’ın Varoluşsal Krizi 01-01-1970 03:00 Kadının Susturulmuş Çığlığı: Freud’un Histeri Vakaları ve Bugünün Gerçeği 01-01-1970 03:00 Duygular mı Çekiyor, Yoksa Kelimeler mi Büyülüyor? 01-01-1970 03:00 Toplumsal Dönüşümün Psikolojisi: İnsan ve Toplum Arasındaki Derin Bağ 01-01-1970 03:00 Labirentten Çıkış: Hayallerin Gücüyle Yükselmek 01-01-1970 03:00 Toplum Baskısı ve Dijital Yalnızlık: Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehdit 01-01-1970 03:00 Erken Çocukluk Döneminin Silinmez İzleri: 0-3 Yaş Arası Öğrenmenin Gücü 01-01-1970 03:00 Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları: Dijital Çağda Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Kanun ve Kaos: Komiserin Gölgesi, Eşkıyanın Yo 01-01-1970 03:00 Başımız Belada mı, Yoksa Belaya Göz mü Yumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Başım Belada: Günümüzün Eşkıyaları ve Yasal Mermiler 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Çocuk ve Yalnızlık: Sessiz Çığlıklarımız 01-01-1970 03:00 Koltuk Korkusu: Güce Teslimiyetin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kendimizle Bağ Kurmadan Başkalarına Ulaşabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Kadın Susarsa, Toplum Kaybeder: Şiddet ve Tacizin Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı: Gelecek Nesillerimizin Sessiz Çöküşü 01-01-1970 03:00 Türk Milleti ve Maneviyatı: Tarihsel Perspektiften Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Psikoterapik Yaklaşım Olarak Hücum Terapisi 01-01-1970 03:00 ÇOĞUL KİŞİLİKLER 01-01-1970 03:00 KAYGI OLAĞAN BİR HEYECANDIR 01-01-1970 03:00 Günlük yaşamımızda hayali diyaloglar.. 01-01-1970 03:00 A TİPİ KİŞİLİK 01-01-1970 03:00 ODAKLANMA SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR 01-01-1970 03:00 CİNSEL NARSİZM 01-01-1970 03:00 HİPERAKTİVİTE OKUL BAŞARISINI ETKİLERMİ 01-01-1970 03:00 CİNSEL KITLIK 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUKTAKİ SARSINTILARI İLİŞKİLERİMİZDE CANLANDIRMAK 01-01-1970 03:00 NEVROTİK ÇIKMAZLAR… 01-01-1970 03:00 Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. 01-01-1970 03:00 ARABA SAHİPLİĞİ ÖZGÜRLÜK İLE İLİŞKİLENDİRME 01-01-1970 03:00