DEVLET KAPISINDA VATANDAŞIN AKLINA TAKILAN SORULAR,. VATANDAŞA YAŞATILAN PSİKOLOJİK TRAVMALAR,. 

Bugün resmi ve sağlığımızı ilgili bir kurumda, başka şehirlerden gelen üst deneti m görevlileri iş başındaydı.

Yaşadığım olaylar, beni bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.

Yaklaşık iki yıldır maaşımdan kesilen ve varlığı konusunda sürekli farklı bilgiler verilen bir borç dosyasıyla mücadele ediyorum. Daha önce bana ana para borcunun 8.000 TL olduğu söylenmişti. Ancak bugün konuyu görüştüğüm denetim görevlisinin sistemde yaptığı incelemede borcun 4.000 TL olarak görünmesi, aklıma şu soruyu getirdi:

Devletin kayıtlarında hangisi doğru? 8.000 TL mi, 4.000 TL mi?

Eğer aynı dosya için farklı rakamlar ortaya çıkabiliyorsa, vatandaş hangi bilgiye güvenecektir?

Toplantıda dikkatimi çeken bir başka konu ise geçmişte kurum içinde yaşandığına bizzat tanık olduğum bir olaydı. Bir yöneticiye yönelik uygun bulmadığım sanki gözleri dönmüş gibi davranışları gördüğümde şok yaşadım. Öyle bir hırsla gözleri dönen yetkililer benim orada olduğumu fark etmediler ve bunu bir vatandaş olarak paylaşmak istediğimi ifade ettim. 

Çünkü tanıklık etmek, dedikodu yapmak değildir. Bir olayı görmek ve yetkililere aktarmak vatandaşlık görevidir. Daha da düşündürücü olan ise görüşme sırasında dile getirilen bir ifadeydi:

"Daha önce verdiğiniz dilekçe kaybolmuş, hatta yırtılıp atılmış olabilir. Siz tekrar yazın."

Eğer resmi kurumlara teslim edilen evrakların akıbeti konusunda böyle ihtimaller konuşulabiliyorsa, vatandaşın güven duygusu nasıl korunacaktır?
Bu durum, yalnızca maddi değil, aynı zamanda vatandaşın psikolojik olarak da yıpranmasına ve dağılmasına neden olmaktadır. 

Daha da vahimi, yaşadığı mağduriyeti dile getiren vatandaşın karşısına çoğu zaman "Siz yanlış anlamış olabilirsiniz" şeklinde bir yaklaşımla çıkılmasıdır.
Peki vatandaş kendisini nasıl koruyacaktır? Her an bir suçlamayla karşı karşıya kalmamak için yanında sürekli bir şahit mi gezdirecektir? Başının üzerinde kamera mı taşıyacaktır? Sürekli ses kayıt cihazıyla mı dolaşacaktır?

Hukuk devletinde esas olan, vatandaşın haklılığını ispat etmek için olağanüstü tedbirler almak zorunda bırakılması değil; kamu kurumlarının işlem ve uygulamalarında şeffaf, tutarlı ve güvenilir olmasıdır.
Bugün yaşadığım ikinci olay ise başka bir kurumla ilgiliydi. 

Bir konuda bilgi almak için yaptığım görüşmede bana, "Bu durumu CİMER'e yazarsanız daha hızlı sonuç alırsınız." denildi.

Burada da şu soruyu sormak gerekiyor:

Eğer bir işlem ancak CİMER'e yazıldığında hızlanıyorsa, o görevin başındaki yetkililerin sorumluluğu nedir?

Vatandaşın her konuda üst makamlara başvurmak zorunda kalması, kurumların kendi iç denetim mekanizmalarının yeterince çalışmadığını düşündürmektedir.

Bu yazı bir suçlama değil, bir çağrıdır.

Büyük borçların nasıl silindiği, küçük vatandaşların ise olmayan ya da tartışmalı borçlarla neden yıllar sonra karşı karşıya kaldığı ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır.

Denetim yalnızca vatandaşa değil, kurumların kendi işleyişine de uygulanmalıdır.

Ve son olarak tüm vatandaşlara önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum:

Resmi kurumlara verdiğiniz her evrakın mutlaka bir kopyasını saklayın. Dilekçelerinizi tarih ve sayı numarasıyla arşivleyin. Çünkü hak arama mücadelesinde en güçlü tanık çoğu zaman elinizdeki belgelerdir. En önemlisi evrakları fotokopisini çektirin siliniyor... 

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet; güçlü devletin değil, güvenilir devletin temelidir.

DİKKAT!