Sapanca Gölü Üzerinden Kurulan Düzen: Su Kimin, Kazanç Kimin?
Türkiye’nin en stratejik doğal kaynaklarından biri olan Sapanca Gölü, yıllardır iki büyükşehir belediyesinin ekonomik çıkar düzenine dönüştürülmüş durumdadır. Adı “Sapanca” olan bu gölün suyu, milyonlarca insana ücret karşılığında satılırken; gölün gerçek sahibi sayılması gereken Sapanca halkı ve Sapanca Belediyesi bu devasa ekonomik döngüden neredeyse hiçbir pay alamamaktadır.
Bugün hem İZSU hem de SASKİ eliyle Sapanca Gölü’nden çekilen su, yüksek bedellerle vatandaşlara ulaştırılmaktadır. Milyarlarca liralık bütçelerin oluşmasına katkı sağlayan bu kaynak, ne yazık ki yıllardır Sapanca’ya yalnızca yük getirmektedir. Yasaklar Sapanca’ya, çevresel baskı Sapanca’ya, yapılaşma kısıtları Sapanca’ya, fakat ekonomik kazanç başka merkezlere…
Bu tablo yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil; aynı zamanda hukuk, vicdan ve yerel adalet bakımından ciddi bir tartışma konusudur.
Sorulması gereken temel soru şudur:
Adını Sapanca’dan alan, coğrafi ve kültürel kimliği Sapanca ile özdeşleşmiş bir doğal kaynağın ekonomik getirisi neden Sapanca’ya dönmemektedir?
Daha da önemlisi; yıllardır bu gölün çevresinde yaşayan insanlar neden yalnızca fedakârlık yapmakla yükümlü görülmektedir?
Bir tarafta gölü koruma gerekçesiyle uygulanan ağır kısıtlamalar, diğer tarafta ise aynı gölden kesintisiz ticari gelir elde eden büyükşehir sistemleri bulunmaktadır. Bu durum, kamu yararı ilkesiyle ne kadar bağdaşmaktadır? Eğer ortada kamusal bir kaynak varsa, o kaynağın yükünü taşıyan yerel halkın da o gelirden adil pay alması gerekmez mi?
Buradan açık bir çağrı yapmak istiyorum:
Nihat Arda Şahin ve gelecekte Sapanca Belediye Başkanlığı görevine gelecek tüm yerel yöneticiler, artık bu meseleye tarihsel bir sorumluluk bilinciyle yaklaşmalıdır. Çünkü mesele yalnızca su değildir; mesele Sapanca’nın yıllardır gasp edildiğine inanılan ekonomik ve hukuki hakkıdır.
Sapanca Belediyesi’nin, gölden elde edilen ekonomik gelirler konusunda hukuk mücadelesi başlatması artık bir tercih değil, yerel halk adına bir zorunluluktur. Bu mücadele yalnızca Türkiye sınırları içinde değil; gerekirse tüm hukuk yolları tüketilerek uluslararası yargı mercilerine, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzeyine kadar taşınmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca maddi paylaşım değildir. Mesele; doğal kaynakların kullanımında yerel halkın hakkının teslim edilip edilmeyeceğidir.
Unutulmamalıdır ki bugün Sapanca Gölü üzerinden oluşan ekonomik sistem, Sapanca’ya rağmen işlemektedir. Oysa adaletin temel ilkesi şudur:
Bir yük varsa paylaşılır, bir kazanç varsa o da paylaşılır.
Sapanca halkı yıllardır yalnızca koruma yükümlülüğü taşıyan taraf olmamalıdır. Eğer bu göl milyonlarca insana hayat veriyorsa, Sapanca’nın da bu kaynaktan doğan ekonomik değerden hakkını alması kaçınılmazdır.
Bugün atılacak hukuki ve siyasi adımlar, yalnızca bugünün değil; gelecek nesillerin hakkını koruyacaktır. Tarih ise çoğu zaman susanları değil, mücadele edenleri yazar.